Şiddetsiz Bir Ülke, Şiddetsiz Bir Sağlık Ortamı İstiyoruz!
Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Bugün 17 Nisan 2026. Bundan 14 yıl önce genç meslektaşımız Dr. Ersin Arslan’ı sağlıkta şiddet nedeniyle kaybettik. Dr. Ersin Arslan’ı kaybettiğimiz gün, Türk Tabipleri Birliği tarafından “Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Bugün, sağlıkta şiddet nedeniyle kaybettiğimiz meslektaşlarımızı ve sağlık çalışanlarını anma günüdür, aynı zamanda sağlık çalışanlarına karşı giderek artan şiddete dikkat çekilmesi, şiddetin toplumsal olarak reddedilmesi, gerekli ve etkili yasal düzenlemelerin yapılması için bir çağrı günüdür. Değerli Basın Emekçileri, Sağlık alanında uzun yıllardır yaşanan, meslektaşlarımızı, çalışma arkadaşlarımızı aramızdan alan şiddet olaylarının toplumun tüm hücrelerine yayıldığını derin bir kaygıyla gözlemliyoruz. Ne yazık ki, ülkemiz bir şiddet sarmalı içindedir. Şiddet, kadına, çocuğa, hayvana, doğaya yönelmekle kalmamış, toplumun geleceğinin inşa edildiği eğitim kurumlarımızı da birer çatışma ve şiddet alanına dönüştürmüştür. Üç gün önce Siverek’te, hemen ertesi gün Kahramanmaraş’ta okullarımızda yaşanan vahim olaylar, şiddetin münferit birer olay değil, yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha acı bir biçimde ortaya koymuştur. Derin üzüntü duyduğumuz saldırılarda hayatını kaybeden öğretmenimizin ve öğrencilerimizin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyor; sarsılan eğitim camiası ve öğrencilerimiz başta olmak üzere tüm toplumumuza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Okullar, sağlık kurumları bir toplumun geleceğini ve gelişmişlik seviyesini doğrudan etkileyen, bir ülkenin sosyolojisini belirleyen en önemli kurumlardır. Bu kurumların merkezinde ise, insan hayatına doğrudan dokunan öğretmenler ve hekimler, sağlık çalışanları yer alır. Son yıllarda hem okullarda hem de sağlık kurumlarında tırmanan şiddet olayları sosyal bir krizin göstergesidir. Eğitim ve sağlık alanında yaşadığımız şiddetin yapısal nedenleri vardır. Önde giden nedenlerden biri, eğitim ve sağlık çalışanlarını kamuoyu nezdinde değersizleştiren söylemler ile buna zemin hazırlayan yönetim tarzıdır. Kamu hizmetlerini ticarileştiren, hizmet sunumunda nitelikten önce niceliğe önem veren piyasacı ve popülist politikalardaki ısrar bu yönetim tarzının en önemli özelliğidir. Failleri cesaretlendiren cezasızlık kültürü de şiddeti her an yeniden üreten faktörlerden biridir. Medya iletişim araçlarında şiddet içerikli, özendirici yayınların çoğalması önemli bir sorundur. Ruhsatlı ya da ruhsatsız silahlara erişimin kolaylaşmasıyla birlikte bireysel silahlanma sayısındaki artış da suç oranlarını yukarı çekmekte, suça özenen kişileri teşvik etmektedir. Sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının oluşturulmaması, uygun işgücü planlamasının yapılmaması diğer önemli etkenlerdendir. Şiddet, öngörülebilir ve önlenebilir bir halk sağlığı sorundur. Çözümü için, politik, hukuki, kültürel ve fiziksel önlemleri bir araya getiren bütüncül politikalara ihtiyacımız vardır. Kamu otoritesinin eğitimde ve sağlıkta şiddetin sona ermesi için çok yönlü ve kararlı adımlar atması gerekmektedir. Toplumda gerilimi tırmandırıp şiddet eğilimini besleyen politikalara derhal son verilmelidir. Şiddeti öven ve özendiren söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal yaşamın hemen her alanında destekleyici uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Şiddet eğilimini besleyen, kutuplaştırıcı ve şiddeti çözüm yolu olarak gösteren her türlü politikadan derhal vazgeçilmelidir. Artan ekonomik eşitsizlikler, derinleşen yoksulluk, geleceğin güvencesiz oluşu, ayrımcılık ve dışlanma süreçleri, bilimden uzak, gençlere umut vermeyen kötü eğitim sistemi, siyasetin şiddet dili, şiddetin normalleştiği bir toplumsal zemin hazırlamaktadır. Şiddeti besleyen bu ortamda, çözümün yolu yalnızca cezalandırıcı tedbirlerde değil, kapsayıcı ekonomik ve sosyal politikalarda, eğitim sisteminin çağdaş ve laik normlara getirilmesinde ve güçlendirilmiş kamusal destek sistemlerinde aranmalıdır. “Şiddete sıfır tolerans” anlayışının propaganda içeren bir söylemden çıkıp gerçek bir politikaya dönüşebilmesi, sürekli, kararlı ve samimi bir anlayışı zorunlu kılar. Ülkemizde sağlıkta şiddetle ilgili samimiyetsiz tutumun en çarpıcı örneğini, “Memnuniyetsizliğiniz varsa gidin sağlık personelinin gırtlağına yapışın” diyen bir milletvekilinin hâlâ Meclis’te durabiliyor olmasında görüyoruz. Sağlıkta Dönüşüm nedeniyle sağlığın bugün geldiği noktanın yarattığı olumsuz iklimin şiddet doğurduğu, özellikle acil servislerde kontrolden çıktığı, sağlık çalışanlarının kendilerini güvende hissedemedikleri, sağlık hizmetinin verildiği yerlerin güvenli olmaktan çıktığı aşikardır. Türk Tabipleri Birliği Şiddet Çalışma Grubu yürütücülüğünde 3-20 Mart 2026 tarihleri arasında ülkemizin 69 ilinden 1105 hekimin katılımıyla gerçekleştirilen, ayrıntıları ayrıca açıklanacak araştırmaya göre: Hekimlerin %59,3’ü iş yerinde şiddete uğradığını ifade etmiştir. Hekimlerin %57,7’si psikolojik şiddete, %21,7’si fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmişlerdir. Her iki şiddet türünde de failin en sık, hastalar ve hasta yakınları, acil servis ve polikliniklerin ise en sık şiddet ortamı olduğu saptanmıştır. Hekimlerin %88,5’inin iş yerinde şiddet yaşama konusunda endişesi vardır. Hekimlerin %91,4’ü sağlıkta şiddetle ilgili yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı kanaatindedir. Araştırmaya katılan hekimlerin neredeyse tümü caydırıcı yasal düzenlemeleri ivedilikle talep etmektedir. Her gün birçok sağlık merkezinde yaşanan mobbing, tehdit, hakaret ve fiziksel saldırıya varan şiddetin her türlüsünü durdurmaya kararlıyız. Sağlıkta şiddet bir yandan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının can güvenliğini tehdit ederken, aynı zamanda sağlık hizmeti sunumunu da engeller hale dönüşmüştür. Bu durum sürdürülebilir, kabul edilebilir, katlanılabilir değildir! Bu nedenle toplumda yaygınlaşan şiddet iklimine ve özel olarak sağlıkta yaşanan şiddet olgularına karşı topyekün, kararlı ve samimi bir mücadele yürütülmesi zorunludur. Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddetin tam anlamıyla önlenebilmesinin; şiddeti doğuran kültürel, toplumsal, siyasal, hukuksal yapının düzeltilmesinin, sosyal ve ekonomik düzeyin yükseltilmesinin ancak demokrasi, adalet ve barış ortamının sağlanması ile mümkün olabileceğinin farkındayız. TTB’nin sağlık çalışanlarına yönelik suçlar için yasa önerisine göre; cezalar artırılmalı, Türk Ceza Kanunu’nda şiddet başlığı ile ayrı bir suç kategorisi tanımlanmalı, suçların infazında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve denetimli serbestlik uygulamaları kaldırılmalı, sağlık kuruluşlarına silahla girilmesi yasal düzenlenmelerle engellenmelidir. Mesleğimizin geleneği şiddet değil, karşılıklı güven içeren bir sağlık ortamına dayanır. Bu nedenle genç meslektaşlarımıza şiddet içermeyen bir sağlık ortamında hekimlik yapacakları bir gelecek bırakmak bizim sorumluluğumuzdur. Şiddetin olmadığı bir sağlık sistemini kurmak mümkündür! Bunun için; Sağlıkta dönüşüm projesi hemen durdurulmalıdır. Yönetici atamalarında mutlak liyakat aranmalıdır. Performans sistemi kaldırılmalı, ekip çalışmasını özendiren nitelikli çalışma düzenine geçilmelidir. Randevular hastaya yeterli süre ayrılacak şekilde düzenlenmelidir. Sağlık kurumlarında yeterli sayıda güvenceli sağlık çalışanı görevlendirilmelidir. Sağlık kurumlarında güvenli çalışma koşulları sağlanmalıdır. Merkezi şikayet hatları kaldırılmalıdır. Acil servislerde sadece acil hastalara hizmet verilmelidir. TTB’nin önerdiği caydırıcı yasa teklifi hayata geçirilmelidir. Şiddetsiz bir ülke, şiddetsiz bir sağlık ortamı istiyoruz! Bunun mümkün olduğunu biliyoruz. Kaybettiğimiz meslektaşlarımızın ve çalışma arkadaşlarımızın anıları önünde bir kez saygı ile eğiliyoruz. Son olarak öğretmenlerimizin şiddet sorununun çözülmesi talebiyle yaptıkları Türkiye genelindeki iş bırakma eylemlerini destekliyoruz. Ülkemizin dört bir yanından öğretmenlerimiz dün Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı önünde yaşam nöbetinde idiler. Bugün de illerde yaşam nöbetlerine devam ediyorlar. Şehrimizde de Yediler Parkı’nda 24 saatlik bir yaşam nöbeti eylemi devam ediyor. Buradan da onlarla dayanışma duygularımızı iletiyoruz ve Yusuf Tekin’i istifaya davet ediyoruz. Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına Başkan
Devamını okuyun...