TTB 76. Büyük Kongresi’nde İkinci Gün: Şiddetsiz, Güvenli, Güvenceli Hekimlik İçin TTB Bizim!

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) “Şiddetsiz, Güvenli, Güvenceli Hekimlik İçin TTB Bizim!” sloganıyla düzenlediği 76. Seçimli Büyük Kongresi’nin ikinci günü 29 Haziran 2024 tarihinde Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’nda devam etti. Kongrenin ikinci günü 2022-2024 dönemi raporlarının sunumuyla başladı. Dr. Vedat Bulut tarafından Merkez Konseyi çalışma raporu, Dr. Alican Bahadır tarafından Merkez Konseyi mali raporu, Dr. Rüşan Sümbüloğlu tarafından Denetleme Kurulu çalışma raporu sunuldu. Sunumların ardından raporlar üzerine görüşler sunuldu, değerlendirmeler yapıldı. Öğle arasında “Şiddetsiz, Güvenli, Güvenceli Hekimlik İçin TTB Bizim!” başlıklı bir basın açıklaması düzenlendi. Öğle arasının ardından mali rapor ibra edildi, tahmini bütçe ile karar önerileri okunup oylandı. İşçilerin sağlık hakkı ve işyeri hekimlerinin hakları başta olmak üzere sağlık hakkı mücadelesinin her alanında uzun yıllar boyunca mücadele eden, TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kol Başkanlığı ile Antalya Tabip Odası Genel Sekreterliği görevlerini yürütürken 16 Ocak 2024 günü kaybettiğimiz Dr. Metehan Akbulut’un anısına kardeşi Dr. Sevtap Demirci’ye TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından plaket verildi. Kongrenin ikinci günü 2024-2026 kurul aday başvuruları, grup konuşmaları ve dilek, istek, önerilerin dile getirilmesiyle son buldu. TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından okunan basın açıklaması metni şöyle: Şiddetsiz, Güvenli, Güvenceli Hekimlik İçin TTB Bizim! Türk Tabipleri Birliği (TTB); bu topraklarda 71 yıldır hekimlerin örgütlü sesidir. Kolektif iradeyle sağlık alanında mücadele yürüten, anayasal korunma altında kamu kurumu niteliğinde bir örgüttür. TTB bir meslek örgütü olarak, üye olsun veya olmasın ülkemizdeki tüm hekimlerin başta ekonomik ve özlük olmak üzere tüm haklarını korumak için yıllardır mücadele etmektedir. TTB bir hekim örgütü olduğu kadar, aynı zamanda insanın, canlının ve yaşamın sorunu olan her alanda söz söyleyen bir demokratik kitle örgütüdür. TTB, hekimlik meslek ve uygulamaları alanındaki evrensel değerlerin işlevselliğinin ülkemizde de sağlanabilmesinin temel güvencesi olmuştur. Bunların yanı sıra, meslektaşlarının bilgi, teknoloji ve toplumsal alanda yaşanan değişimler karşısında hekimlik değerlerine, hasta ve toplum yararına uygun tutum alabilmelerini, toplum ve birey sağlığı için doğru olanı yapabilmelerini sağlayabilmek için yoğun çaba göstermektedir. Söz konusu faaliyetler, kurulduğu günden bu yana TTB’nin seçili organlarında, kol ve komisyonlarında görev alan bütün hekimlerin gönüllülük esasıyla ve büyük bir özveriyle çalışmaları sonucunda sağlanmaktadır. TTB, 71 yıllık tarihinin çok büyük bir bölümünde hekimleri, birlikte çalıştıkları sağlık meslek gruplarını ve içinde yaşadığı toplumun üyelerini bir bütün olarak görmüş; kendi sağlık, refah ve mutluluğunun ancak tümünün sağlık, mutluluk ve refahıyla birlikte sağlanabileceği bilimsel ve tarihsel gerçeğinin savunucusu olmuştur. TTB’nin, tabip odalarımızın ve hekimlerimizin tüm bu özverili çalışmalarına rağmen 2002 yılında Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile birlikte sadece hekimler/sağlık emekçileri değil; hasta olsun veya olmasın tüm vatandaşlarımız da bu sistemin sağlıksız ortamında kendi payına düşeni almıştır. Hekimler açısından baktığımızda; bu süreçte hepimizi derinden üzen şiddet olayları sonucunda meslektaşlarımız öldürülmüş, yaralanmış, fiziksel, sözel ve psikolojik şiddete uğramışlardır. 2023 yılının aralık ayında yayımladığımız anket çalışmasında 10 hekimden 9’u, daha önceden hasta veya yakını tarafından fiziksel veya sözel şiddet gördüğünü belirtmiştir. Başka bir anket çalışmamızda ise hekimlerin %90’ından fazlası tükenmişlik sendromu içerisindedir. Bunun yanında her geçen gün çalışma koşullarımız zorlaşmakta, sorunlarımız artmakta; buna karşın iktidar ve Sağlık Bakanlığı herhangi bir çözüm üretmemektedir. Geçen yıl 850 milyon randevulu ve randevusuz poliklinik muayenesi, 150 milyon acil başvuru muayenesi olmuştur. Poliklinik oranlarında Avrupa, acil oranlarında dünyada ilk sıralardayız. Bu şekilde aylar sonraya verilen poliklinik, tetkik ve ameliyat günleri yakında yıllara yayılmaya başlayacaktır. Bu rakamlar bile zaten nasıl kötü koşullarda çalıştığımızın göstergesidir. Bunlara ayrıca tüm bu yoğunluğun getirdiği şikayet, şiddet, tükenmişlik, mesleğimize yabancılaşma gibi sorunlarımızı eklediğimizde sistemin sağlık çalışanları ve vatandaşlar açısından aslında sağlıksız bir sistem olduğu açıktır. Sorun sadece hekimlerin/sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının olumsuz sorunları değildir. Vatandaşın sağlık hakkı açısından da çok ciddi sorunlar vardır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanmakta zorlandığı, yeterli bütçenin planlanmadığı birinci basamakla birlikte çözüm için insanların ikinci ve üçüncü basamağa yığıldığı bir ortamdayız. Bu ortamla sağlıklı bir toplum ve gelecek yaratılamayacağı ortadadır. Burada sorun; yeni mezun hekim ve uzman sayısını iki kat artırarak sorunlar çözülmeye çalışılmakta, randevuya gelmeyen hastalar sorunun kaynağı olarak gösterilmekte fakat sorunun uygulanmakta olan sistem olduğundan hiç bahsedilmemektedir. Sağlık sistemi çökme noktasındadır. Aylar sonraya verilen muayene, tetkik ve ameliyat günleri, pahalılıktan veya bulunamadığı için alınamayan ilaçlar, tıbbi ve medikal firmaların vermediği malzemeler nedeniyle yaşanan sıkıntılar, malpraktis davaları, acillerde günlerce yoğun bakım bekleyen hastalar, yer yokluğundan iyileşmeden taburcu edilmek zorunda kalınan hastalar, kamuda açılan kadroların en fazla yarısına başvurulması, TUS’ta açılan kadrolara bazı bölümlerde %60’ın üzerinde başvuru olmaması, yan dallarda kadroların  %80’lere kadar boş kalması gibi birçok sorun her geçen gün artarak devam etmektedir.  Bunlara daha birçok sorun ekleyebiliriz. Tüm bu sorunların temelinde ise güvensiz, güvencesiz ve şiddetli bir ortamda çalışılmak zorunda bırakılmamız yatmaktadır. TTB olarak hekimler adına yaşadığımız tüm sorunlardan, uygulanmakta olan bu sağlık sisteminin öncelikli sorumlu olduğunu yeniden ifade ediyoruz. Çözüm basittir: 2002 yılından itibaren uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nden vazgeçmek, basamak sistemine geçmek, koruyucu sağlık hizmetlerini ve birinci basamağı güçlendirmek, yeni ve etkili bir şiddet yasası ve malpraktis yasası çıkarmak, hekimlerin ekonomik ve özlük haklarını iyileştirmek, çalışma koşullarımızı düzeltmek ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal kriz halinden bir an önce çıkmak için demokrasi, hak, hukuk ve adaleti geri tesis edip beyin göçünü engelleyerek tersine beyin göçü yaratmaktır. Tüm bu yaşadığımız sorunlara karşı 2021 yılında başlattığımız “Emek Bizim Söz Bizim” eylemi ile birlikte başlattığımız mücadele hattını yeniden kurmamız; Sağlık Bakanlığı tarafından güvenli, güvenceli ve şiddetsiz bir ortamda çalışma koşullarımızın sağlaması için zorlamamız gerekmektedir. İktidar, yukarıda bahsettiğimiz tabloyu her dönemde olduğu gibi bu dönemde de gerçekleri ifade eden TTB’ye saldırmayı, onu tehdit etmeyi ve kapatmayı, görevden alma ve kayyım atamalarını başaramamıştır. Bundan sonra da başaramayacaktır. Şiddetsiz, güvenli, güvenceli hekimlik için mücadelemiz devam edecektir. TTB tüm hekimler için bir okul ve güvencedir. İstifa ettiği iddia edilen Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca da bir haksızlığa uğramışsa, mağduriyet yaşayan her hekimin yanında olduğumuz gibi, TTB olarak onun da yanında olacağız. Bakanlık geçicidir, hekimlik ve TTB kalıcıdır. Yeni dönemde görev alacak Merkez Konseyi üyelerimize şimdiden başarılar diler, her zaman olduğu gibi yine onların yanında, onlarla birlikte omuz omuza mücadele edeceğimizi bildiririz. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Devamını okuyun...

TTB 76. Büyük Kongresi Tamamlandı

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) “Şiddetsiz, Güvenli, Güvenceli Hekimlik İçin TTB Bizim!” sloganıyla düzenlediği 76. Seçimli Büyük Kongresi 30 Haziran 2024’te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası Kantini’nde düzenlenen seçim ile noktalandı. Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu için yapılan seçimlere Etkin Demokratik TTB-Tabip Odaları İnisiyatifi İttifakı ile Çağdaş Türk Hekimleri Birliği olmak üzere iki grup katıldı. 487 delegenin 458’inin oy kullandığı seçimde, kullanılan tüm oylar geçerli sayıldı. Kesin olmayan sonuçlara göre; Etkin Demokratik TTB- Tabip Odaları İnisiyatifi İttifakı seçimi kazandı. 2024-2026 döneminde kurullarda yer alacak isimler şöyle: Merkez Konseyi: Alpay Azap, Mehmet Şerif Demir, Murat Erkan, Güzide Eiltez, Ali Kanatlı, Ali Osman Karababa, Ali Karakoç, Hilmi Önder Okay, Mualla Pınar Saip, Ayşegül Ateş Tarla, Nilüfer Ustael. Yüksek Onur Kurulu: Gürcan Altun, Naki Bulut, Gülnihal Bülbül, Mustafa Taner Gören, Türkan Günay, Mustafa Cumhur İzgi, Aynur Karadenizli, Serdar Onat, Figen Şahpaz. Denetleme Kurulu: Ebru Gelgeç, Rüşan Sümbüloğlu, Ramazan Zeybek. TTB Merkez Konseyi, görev dağılımını mazbatalarını almalarının ardından yapacak.  

Devamını okuyun...

TTB HUV Katsayı Listesi ve İşyeri Hekimliği Asgari Sözleşme Ücretleri, Yılın İkinci Yarısı İçin Yeniden Belirlendi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, yıllık enflasyon oranındaki yükseliş üzerine TTB-HUV özel hekimlik katsayı oranını ve işyeri hekimliği asgari sözleşme ücretlerini 1 Temmuz-31 Aralık 2024 tarihleri arasında geçerli olmak üzere yeniden belirledi. Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi TTB-HUV 2024 yılı ikinci dönem katsayı listesi için tıklayın. İşyeri hekimliği asgari ücret 2024 yılı ikinci dönem listesi için tıklayın.

Devamını okuyun...

TTB, Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde Yapılan ve Hekimlerin Haklarını Kısıtlayan Düzenlemelerin İptali İstemiyle Dava Açtı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), 6 Nisan 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in bazı maddelerinin iptali istemiyle 4 Haziran 2024 günü Danıştay’da dava açtı. İptal dilekçesinde muayenehane hekimlerinin, hastalarının tanı ve tedavi işlemlerini vakıf üniversiteleri hastanelerinde yürütme düzenlemesinin, Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin ek 5. maddesinde yapılan ve mesleğin serbest icrasını kısıtlayan düzenlemenin devamı niteliğinde olduğu belirtildi. Dilekçede düzenlemenin 1219 sayılı kanuna aykırı olmasının yanı sıra hekimlik mesleğinin kamu veya özel her türlü otoriteden bağımsız yapılabilmesi hakkını, hekimlerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını, hasta haklarını ve üniversite özerkliğini ihlal ettiği de ifade edildi. Dilekçede ayrıca kadro dışı çalışan 60 yaş üstü hekimler ile en az %60 oranında engelli olan hekimlerin birden fazla yerde çalışma hakkını kısıtlayan düzenlemenin de anayasal güvence altında olan çalışma hakkı ve kanun önünde eşitlik ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle iptali istendi. Söz konusu düzenlemelerin hem hekimler hem de hastalar açısından geri dönüşsüz olumsuz sonuçlara, telafisi olanaksız maddi ve manevi zararlara yol açacağı vurgulanan dilekçede yürütmenin durdurulması da talep edildi.

Devamını okuyun...

TTB Merkez Konseyi’nden Hekimlere Mektup: Şimdi Meslek Örgütümüze, Değerlerimize ve Haklarımıza Sahip Çıkma Zamanı!

Değerli meslektaşımız, 30 Kasım 2023 tarihinde görülen davamız, hekimlerin bilimsel-etik özerkliğini ve örgütlenme özgürlüğünü yok sayan; hukuksal zeminden yoksun, kabul edilemez bir kararla sonuçlandı. Davada, Merkez Konseyi’nin ne dediği, ne yaptığı ve neden yargılandığı söylenmediği gibi hiçbir somut belge de ortaya konulmadı. Yargılanan Merkez Konseyi idi, ancak hiçbir Merkez Konseyi üyesi dinlenmedi. Söylemediklerimiz yargılandı, sözlerimiz dinlenmeden karar verildi. Dünya Tabipleri Birliği’nin (DTB) vurguladığı gibi; hekimlik, hastalarının iyiliğine adanmışlık, yüksek ahlaki standartlar, belli bir bilgi beceri bütünü ve yüksek derecede bağımsızlıkla karakterize bir iştir. “Giderlerse gitsinler” diyenlere inat korkmadan hakikati dile getiren TTB’nin yargı ile baskı altına alınmaya çalışılması, tam da mesleğimizin olmazsa olmazı bu bağımsızlığımızı hedeflemiştir. Üyeleri tarafından seçilmiş TTB Merkez Konseyi’nin bu şekilde görevden alınması kararı, yalnızca TTB’yi değil; ülkemizin demokratik örgütlerini ve demokrasi mücadelesini de hedef almaktadır. DTB hekimi, biyolojik olduğu kadar toplumsal kökenli hastalık ve rahatsızlıkları da tedavi eden olarak tanımlamıştır. Tam da bu sorumlulukla hekimler Sağlık Bakanlığı’nın atıl ve sessiz kalmasına karşın depremde ilk “hazırız” diyenler olmuş; deprem bölgelerine kendi imkanlarıyla akmıştır. Kendi yakınları enkaz altındayken hastanelere koşmuş, yıkılmış ASM’lerinin önüne çadır kurup hastalarına ulaşmaya çalışmış, aşı dolaplarındaki aşıları nasıl korurum diye çırpınmıştır. Çökmüş sağlık sistemini Şubat 2023 depremlerinde bir kez daha gördük. Hekimlerin, yurttaşların yalnızlığını hep birlikte gördük, görüyoruz. Deprem bölgesinde bir tarafta haftalarca sessiz kalanlar, bir şey yapmayanlar vardı; bir tarafta da dayanışma ve fedakarlıkla çalışan bizler… Yalnızca birbirimizin dayanışmasına sığınabildik. Yapılamaz denilen yerlerde yapılan, dayanıksız denilen hastanelerde çalıştırılmaya zorlanan onlarca hekim arkadaşımızın cenazesini enkazlardan aldık. Halen cenazelerine ulaşamadığımız hekim arkadaşlarımızı arıyoruz. Hekimlik mirasını kendisi için yol gösterici olarak gören TTB, iktidarların hoşuna gitmese de bilimsel ve toplumsal yaklaşımdan asla vazgeçmeyecek, bu tutumları gösteren her bir hekimin yanında olacak, haklarını koruyacaktır. Bize bilimsel, etik ve toplumsal sorumluklar veren hekimliğin, zorluğunun ve onurunun farkındayız. İktidar pandemide yürüttüğü yanlış sağlık politikaları nedeniyle fazladan ölümler yaşanmadı dememizi; COVID-19 nedeniyle ölen hekimlerin iş kazası nedeniyle ölmediğini söylememizi; “Sağlıkta şiddet olağandır” dememizi; “Bilim var liyakatsizlik yok, hekimler de geleceğini burada görüyor” dememizi istiyor. Kendileri de özel hastaneler zinciri sahibi olan iktidardakilerin bizden istediği, ranta açılan sağlık sisteminin tümden satılmasına sessiz kalmamızdır. Asıl amacın “yalnızca susmamız değil; onların istediklerini de söylememiz” olduğunun farkındayız. Ölümcül boyuta sıçrayan sağlıkta şiddete karşı; ciro baskısı, şirket kurdurma zorlamasıyla özel hastanelerdeki çalışma koşullarına karşı; tıbbın şarlatanlarına karşı; tek hedefi ucuz işgücü olan niteliksiz tıp fakültelerinin açılmasına karşı sessiz kalmayacak, mücadeleden geri durmayacağız. COVID-19 pandemisi, sağlıkta şiddet ve depremle ilgili gerçekleri bilimsel ve şeffaf olarak paylaşmalarını istemeye; çekinmeden açıklamaya devam edeceğiz. Bugün toplumun ve hekimlerin önüne çıkan yol ayırımı mesleki özerklik ve iktidarların çıkarlarına teslim olma arasındadır; liyakat ve haksızlık arasındadır; bilim ve yobazlık arasındadır; demokratik bir toplumla despotizm arasındadır. Onlar için aslolan kimin yargılandığı ve ne söylediği değil; hekimlerin susması, örgütümüzün özerkliğinin elinden alınması, onların ihtiyaç duyduklarını söylemesi, çıkarları için çalışan bir yer olmasıdır. Türk Tabipleri Birliği hekimlerin ve toplumun verdiği sorumluluğu ancak onların devralacağı mücadele kültürünün bilincindedir. Buna sahip çıkacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Merkez Konseyi olarak örgütümüzün özerkliğini hiçbir muktedire devretmeyeceğiz. Toplumu güçlü kılan, aynı şeyleri söyleten zorbalıklar değil, kimsenin zorba olmasına izin vermeyen ortak değerlerdir. Bunları savunması için “seçtiği” iç denetim aygıtlarıdır. Bu örgütlü kötülükle ancak ve ancak hep birlikte baş edebileceğimizi unutmamalıyız. Şimdi örgütümüze ve hekimlik değerlerimize, özerkliğimize, seçme hakkımıza, amasız-fakatsız-veyasız sahip çıkma zamanıdır. Her türlü hukuk dışılığa, baskıya ve zorbalığa karşı, hiç aralıksız çalışmamızı sağlayan dayanışma, destek ve inancınıza bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bizleri susturacağını zannedenlere bir not: “Umudumuza, inancımıza ve dayanışmamıza bir kez daha yenileceksiniz.” Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Devamını okuyun...

31 Mayıs; Tütünsüz Bir Dünya Günü

 TÜTÜNÜN GEZEGENİMİZİ ZEHİRLEMESİNE İZİN VERMEYELİM…   Tütün kullanımı nedeniyle her yıl milyonlarca insan hastalanmakta ve ölmektedir.[1] İnsan sağlığına olan zararın yanı sıra tütün kullanımının daha geniş ölçekte gezegenimize verdiği zararlar da oldukça fazladır.[2] Dolayısıyla, tütün kullanımının önlenmesi bu tehditlerin de önlenmesini sağlayacaktır.   Tütün tehdidinin en önemli aktörü tütün endüstrisidir. Günümüzde, ulusötesi beş şirket küresel tütün pazarının %80’inden fazlasını yönetmektedir.[3] Tütün şirketleri ürettikleri tütün çeşitlerini “yeni” algısıyla topluma tanıtmakta ve özellikle çocuk ve (genç) kadınları hedef alan çalışmalar yapmaktadırlar. “Yeni” olarak tanıtılan ürünler arasında son dönemde toplumda duyarlılığın daha yükselme eğiliminde olduğu “çevre”yi koruyacağı iddiası ile dumansız tütün ürünlerinin öne çıkarıldığı da bilinmektedir.[4] Bu gibi iddialara kesinlikle aldanmamak gerekir.   Üzerinde yaşadığımız gezegenimizin korunmasına yönelik SAHİCİ çabalar son derece değerlidir.   Çevrenin korunması için her türlü tütün ürününün kullanımı ile mücadele şarttır.   Tütün denildiğinde endüstrinin her geçen gün pazara “yeni” ürünler eklediği unutulmamalıdır. Bir tütün endüstrisi taktiği olarak yaratılan “zarar azaltımı” iddiasıyla klasik sigara gibi çevreye izmarit atığı oluşturan tütün ürünlerine alternatif olarak üretilen elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri ya da “dumansız tütün ürünleri”nin her birisinin de tütün ürünü olduğu her zaman akılda tutulmalıdır.[5]   31 Mayıs Tütünsüz Bir Dünya Günü’nün Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen bu yıla ait teması tütünün gezegenimizi zehirlediği olup başlıca mesajları aşağıdadır:[6]   Tütün çevreye zarar verir. Kaynakların yok olmasına neden olur ve kırılgan ekosistemlere ek “baskı” yapar.[7] Tütün endüstrisinin yarattığı her türlü zararın önlenmesi, temizlenmesi gerekir. Gezegenimizi korumak için tütün bırakılmalıdır. Tütün çiftçilerinin sürdürülebilir başka ürünleri ekebilmeleri için olanak sağlamak gerekir.   Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının; birey ve toplumun tütün kontrolü ile ilgili farkındalıklarının artması, tütüne hayır deme konusunda karar verme, tütünün bırakılma sürecinin yönetiminde, tütünün zararlarının ortaya konulması ile ilgili bilimsel araştırmalar yapma ve sonuçları kamuoyu ile paylaşma gibi konularda önemli rol ve sorumlulukları vardır. Hekimler, kendilerine başvuran bireylere yönelik “tütün kullanmama” konusunda bilimsel gerekçeleri açıklıkla paylaşarak kişilerin bırakma yönünde desteklerler. Tütünden uzak durma konusunda çeşitli nedenler arasında “çevrenin korunması” da önemli bir motivasyon olup hekimlerin bu temayı da kendilerine başvuranlarla paylaşmaları önerilmektedir. Bu konuda bireylerin alacağı doğru inisiyatiflerin yanı sıra hükümetlere son derece önemli görev düşmektedir. Hükümetlerin tütün kontrolünün klasik adımlarına ek olarak tütün ürünleri atıklarının çevresel ve ekonomik maliyetlerinden tütün üreticilerini (şirketleri) sorumlu kılmak için gerekli mevzuat düzenlemelerini yapmaları, var olan düzenlemeleri de güçlendirmeleri ve gerekmektedir.   Unutmayalım… Yaşadığımız gezegen tek… Sağlık da tek… O halde; koruyalım. Sağlığın tarafıyız, tütünün değil !     Saygılarımızla   Türk Tabipleri Birliği SSUK Dönem Başkanlığı [1] https://www.who.int/health-topics/tobacco [2] https://tobaccoatlas.org/search/?_s=environment&lang=en [3] https://tobaccoatlas.org/challenges/product-sales/ [4] Mathers A, Schwartz R, O’Connor S, Fung M, Diemert L. Marketing IQOS in a dark market. Tob Control. 2019;28(2):237-238. 6 [5] https://www.who.int/news-room/questions-and-answers/item/tobacco-e-cigarettes [6] https://www.who.int/campaigns/world-no-tobacco-day/2022 [7] https://www.who.int/news/item/13-12-2021-protect-the-environment-world-no-tobacco-day-2022-will-give-you-one-more-reason-to-quit

Devamını okuyun...

Sağlık Tesisleri Denetim İzleme Sistemi (Den-İz) Projesi

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından, sağlık kuruluşlarının dijital ortamda denetlenebilmesi amacıyla Sağlık Tesisleri Denetim İzleme Sistemi (Den-İz) Projesi başlatmış ve 1.1.2022 tarihi itibariyle sistemin açılacağı açıklanmıştır. Bu kapsamda hekimlere tebligatlar yapılmaya başlanmıştır. Denetimin kapsamı ve işleyecek süreç şöyle açıklanmıştır: “a) İlgili mevzuatı uyarınca Sağlık Bakanlığı tarafından verilen izin, uygunluk belgesi veya ruhsat ile  gösteren tüm sağlık kurum, kuruluş ve müesseseleri ve buralarda sunulan sağlık hizmetlerinin olağan (rutin) ve olağan dışı denetimlerini, b) Yetkisiz, izinsiz veya ruhsatsız sağlık hizmeti sunumuna konu olan kişi, kurum, kuruluş ve müesseselerinin denetimini, c) Sağlık alanında usulsüz olarak yapılan tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin denetimini, ç) Denetimlerde tespit edilen usulsüz ve aykırı uygulamalar hakkında idari yaptırım uygulanması ile adli makamlara, ilgili diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlara bildirim süreçlerini, kapsayacaktır”. Meslektaşlarımızın tabip odalarına ve Birliğimize ulaşan başvurularında, kendilerine yapılan tebligatlarda denetim hizmetinin parçası olarak hekimlerin de en geç 31.12.2021 tarihine kadar e-imza edinmeleri gerektiğinin belirtildiği, ancak yasal dayanağının açıklanmadığı belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığının sağlık kurum ve kuruluşlarını denetleme yetkisi halihazırda bulunmaktadır, proje ile işlemlerin dijital ortama aktarılması söz konusudur. Ancak bir idari kolluk faaliyeti olan denetimin yapılabilmesi için denetlenen kişilere mevzuat ile tanınmayan, zorunlu olmayan bir yükümlülük getirilemeyeceğinden, denetimler sırasında e-imzası bulunmayan hekimlerin ıslak imzalı tutanak düzenlemeleri önünde engel yoktur. Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan denetimin kapsamını belirleyecek mevzuatta sıklıkla değişiklik yapılması, yargı kararlarının güncel mevzuata işlenmemesi nedeniyle kimi sorunlar yaşanabileceği de öngörülmektedir. Türk Tabipleri Birliği’nin açtığı davada Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin, muayenehanelerde yapılabilecek işlemleri belirleyen Ek-13 sayılı listesi iptal edilmiş ve yeni liste henüz yayınlanmamıştır. Özel sağlık kuruluşlarına ilişkin mevzuatın parçalı yapısı ve kimi hükümlerin kendi iç atıflarının da belirsiz hale gelmesi nedeniyle denetim işlemlerini yürütecek kişiler ve muhatabı hekimler açısından da belirsizlik oluşmuştur. Kişi ve kurumların uymakla yükümlü olduğu kuralların ve yaptırımların açık, anlaşılır ve ulaşılabilir olması hukuk güvenliği ilkesinin de gereğidir. Sağlık mevzuatının muhatap kurumlarla görüş alışverişi yapılarak sadeleştirilmesi, işleyişin ve denetimin niteliğini artıracaktır.   Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Devamını okuyun...

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’dan Hekimlere Mektup ve Çağrı

Sevgili yol arkadaşım, meslektaşım… Mesleğimizin duygusal ve fiziki yükünü en ağır şekilde hissettiğiniz bu salgın günlerinde yalnız olmadığınızı söylemek için tüm içtenliğimle, coşkumla, sizlerin var ettiği biricik örgütümüzün gücüyle, birlikteliğin verdiği umutla kapınızı çalıyorum… Sağlığın piyasalaştırılmasına karşı uzun soluklu, inişli çıkışlı mücadelelerden geçtik. İşyerlerimiz ticarethane, hastalarımız müşteri değildir dedik. Sağlıkta dönüşüm programının bedelinin ağır olacağını bilerek, dillendirildiği ilk günden itibaren dönüşüm programına karşı durduk. Bu dönüşümü tümüyle durdurabilmek, tüm dünyayı önüne katıp götürmekte olan bir selin tahribatını bir bütün olarak önlemek isterdik. Yine de sermayenin hesaplarını önemli ölçüde bozan, dönüşümün ardındaki tüm kirliliği gün yüzüne çıkaran meslek örgütümüz, Türk Tabipleri Birliği oldu. Selin yıkıcı etkisini durdurabilmenin yolu sel olmadan önlem almak, bu önlemleri de birlikte ortaya koymaktır. Önüne katıp bizden götürdüklerini görmek, göstermek de ona karşı mücadele etmek de hepimizin sorumluluğu. Bugün geldiğimiz koşullarda da yapmamız gereken neoliberal politikalar kapsamında mesleğimize, emeğimize yönelik saldırıları görmek, göstermek ve bunlara karşı mücadele etmektir. Bu topraklarda hekimlik mesleği tüm değerleriyle birlikte tüketiliyor. Hekimler, hızla dönen bir çarkın dişlisine dönüşsün isteniyor. Meslektaşlarımız “artık geçinemiyoruz” diyecek kadar emek karşılıksız bırakıldı. En ağır işkolunda çalışan işçiden çok daha uzun saatler boyunca, güvenlik alanında görev yapanlar kadar can korkusu, şiddete uğrama tehlikesiyle çalışıyor, her gün baskılar, yıldırma ve değersizleştirme ile yaşıyor. Genç meslektaşlarımız artık birer birer değil, beşer onar bu ülkede hekimlik yapmaktan vazgeçiyor, kendi topraklarını terk edip göçmenliği tercih etmek zorunda kalıyor. Zaten bildiğiniz bu sorunları dillendirmek için değil, tıp fakültesine başladığımız ilk günleri, mesleğe coşkuyla başladığımız o ilk an birlikte yaşadığımız ortak duyguyu, emeğin yok sayıldığı, mesleğin değersizleştirildiği şartlara rağmen tekrar hatırlatmak için, beyaz önlüğü giydiğimiz o ilk günün filizine güvenerek çıkıyorum karşınıza. Biz gücümüzü hep mesleğimizden aldık. İnsandan yana düşer değerlerimiz… Her sözümüzü hekim olmanın gerekliliği ile dillendirdik. Salgın dönemi, mesleki özerkliğin, etik ilkelerimizin değerini ortaya çıkarmanın yanında, sağlığın nasıl başat bir rol oynadığını, yaptığımız mesleğin anlamını, önemini bir kere daha hepimize ve tüm insanlığa gösterdi. Bugün bu gerçekleri tüm çıplaklığı ile görmüşken ortak değerlerimizi, mesleki mücadelemizi, coşkumuzu, ortak umutlarımızı, taleplerimizi de göstermenin, bu yıkıcı seli durdurmanın günüdür. Bugün genç meslektaşlarımıza umut var demenin günüdür. Bugün emekli hekimlerimize emeğinin karşılığını vermenin günüdür. Bugün bize dayatılan sistemin tüm açıklarına rağmen bu dayatmanın karşısında durma, halk sağlığı için mücadele eden hekimlere mesleki değerini vermenin günüdür. Bugün ayağa kalkmanın, bugün birbirimize güvenmenin, mesleğimizin taşıdığı gücü kullanmanın günüdür. Emeğimiz üzerinden kendini var eden sermayedarlara, idarecilere dur demenin günüdür. Bugün “Biz birlikte güçlüyüz”ü göstermenin günüdür. Sen olmadan bir eksiğiz diyerek, hekim mücadelesini büyüterek inşa edeceğimiz güçlü duvarlarla o seli durdurmanın, insana yaraşır daha iyi bir sağlık sistemi için adımlar atmanın günüdür. Yurtdışına hekim göçüne, istifalara, boşalan branşlara duyarsız kalanlara, mesleğimizi değersizleştirenlere, özveriyle insanüstü çalışma şartlarımızı görmezden gelenlere tüm gücümüzle haykıralım: Derhal çalışma koşullarımızda ve gelirlerimizde iyileştirmeye gidilecek adımlar atılmaz, mesleğimize yönelik saldırılara son verilmezse tüm hekimler, kendi çalışma sağlığı ve hakları için adım adım yükseltilecek bir eylem sürecinde mücadeleye hazır! Umut yan yana olduğumuzda vardır. Karanlığa karşı önlüğümüzün beyazına, mesleğimize sahip çıkalım. Emek bizim söz bizim! Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı TTB Merkez Konseyi Başkanı

Devamını okuyun...

Tedirgin Olma Aşı Ol

Değerli Meslektaşımız, Türk Tabipleri Birliği’nin “Tedirgin Olma Aşı Ol” başlıklı kampanyası kapsamında TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından bir ses kaydı hazırlandı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) yapılan başvurunun onaylanmasıyla “kamu spotu” niteliği kazanan kayıt, ulusal ve yerel ölçekte yayın yapan radyolarda yayımlanmaya başladı. Habere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. https://www.ttb.org.tr/595yinq

Devamını okuyun...