Eskişehir – Bilecik Tabip Odası Seçimli Genel Kurulu

Değerli Meslektaşlarımız,  Odamızın çoğunluk aranmaksızın Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı, 25.04.2026 Cumartesi, 11.00’de EBTO Dr. Ata Soyer Toplantı Salonu’nda (Hoşnudiye Mah. İsmet İnönü Cad. Tıp İş Hanı No:20 Kat:6), seçim ise 26.04.2026 Pazar, 09.00-17.00 saatleri arasında aynı yerde yapılacaktır. Seçimlerde TC kimlik numarası olan resmi bir kimlikle (nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport, TTB kimlik kartı vb.) oy kullanılabileceği ve aidat borcunun olmasının seçimde oy kullanmaya engel olmadığı bilgilerini de paylaşmak isteriz. Güçlü bir katılımla buluşmayı diliyoruz. Saygılarımızla. Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu

Devamını okuyun...

Şiddetsiz Bir Ülke, Şiddetsiz Bir Sağlık Ortamı İstiyoruz! 

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Bugün 17 Nisan 2026. Bundan 14 yıl önce genç meslektaşımız Dr. Ersin Arslan’ı sağlıkta şiddet nedeniyle kaybettik. Dr. Ersin Arslan’ı kaybettiğimiz gün, Türk Tabipleri Birliği tarafından “Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir. Bugün, sağlıkta şiddet nedeniyle kaybettiğimiz meslektaşlarımızı ve sağlık çalışanlarını anma günüdür, aynı zamanda sağlık çalışanlarına karşı giderek artan şiddete dikkat çekilmesi, şiddetin toplumsal olarak reddedilmesi, gerekli ve etkili yasal düzenlemelerin yapılması için bir çağrı günüdür. Değerli Basın Emekçileri, Sağlık alanında uzun yıllardır yaşanan, meslektaşlarımızı, çalışma arkadaşlarımızı aramızdan alan şiddet olaylarının toplumun tüm hücrelerine yayıldığını derin bir kaygıyla gözlemliyoruz. Ne yazık ki, ülkemiz bir şiddet sarmalı içindedir. Şiddet, kadına, çocuğa, hayvana, doğaya yönelmekle kalmamış, toplumun geleceğinin inşa edildiği eğitim kurumlarımızı da birer çatışma ve şiddet alanına dönüştürmüştür. Üç gün önce Siverek’te, hemen ertesi gün Kahramanmaraş’ta okullarımızda yaşanan vahim olaylar, şiddetin münferit birer olay değil, yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha acı bir biçimde ortaya koymuştur. Derin üzüntü duyduğumuz saldırılarda hayatını kaybeden öğretmenimizin ve öğrencilerimizin yakınlarına başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyor; sarsılan eğitim camiası ve öğrencilerimiz başta olmak üzere tüm toplumumuza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Okullar, sağlık kurumları bir toplumun geleceğini ve gelişmişlik seviyesini doğrudan etkileyen, bir ülkenin sosyolojisini belirleyen en önemli kurumlardır. Bu kurumların merkezinde ise, insan hayatına doğrudan dokunan öğretmenler ve hekimler, sağlık çalışanları yer alır. Son yıllarda hem okullarda hem de sağlık kurumlarında tırmanan şiddet olayları sosyal bir krizin göstergesidir. Eğitim ve sağlık alanında yaşadığımız şiddetin yapısal nedenleri vardır. Önde giden nedenlerden biri, eğitim ve sağlık çalışanlarını kamuoyu nezdinde değersizleştiren söylemler ile buna zemin hazırlayan yönetim tarzıdır.  Kamu hizmetlerini ticarileştiren, hizmet sunumunda nitelikten önce niceliğe önem veren piyasacı ve popülist politikalardaki ısrar bu yönetim tarzının en önemli özelliğidir. Failleri cesaretlendiren cezasızlık kültürü de şiddeti her an yeniden üreten faktörlerden biridir. Medya iletişim araçlarında şiddet içerikli, özendirici yayınların çoğalması önemli bir sorundur. Ruhsatlı ya da ruhsatsız silahlara erişimin kolaylaşmasıyla birlikte bireysel silahlanma sayısındaki artış da suç oranlarını yukarı çekmekte, suça özenen kişileri teşvik etmektedir. Sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının oluşturulmaması, uygun işgücü planlamasının yapılmaması diğer önemli etkenlerdendir. Şiddet, öngörülebilir ve önlenebilir bir halk sağlığı sorundur. Çözümü için, politik, hukuki, kültürel ve fiziksel önlemleri bir araya getiren bütüncül politikalara ihtiyacımız vardır. Kamu otoritesinin eğitimde ve sağlıkta şiddetin sona ermesi için çok yönlü ve kararlı adımlar atması gerekmektedir. Toplumda gerilimi tırmandırıp şiddet eğilimini besleyen politikalara derhal son verilmelidir. Şiddeti öven ve özendiren söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal yaşamın hemen her alanında destekleyici uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Şiddet eğilimini besleyen, kutuplaştırıcı ve şiddeti çözüm yolu olarak gösteren her türlü politikadan derhal vazgeçilmelidir. Artan ekonomik eşitsizlikler, derinleşen yoksulluk, geleceğin güvencesiz oluşu, ayrımcılık ve dışlanma süreçleri, bilimden uzak, gençlere umut vermeyen kötü eğitim sistemi, siyasetin şiddet dili, şiddetin normalleştiği bir toplumsal zemin hazırlamaktadır. Şiddeti besleyen bu ortamda, çözümün yolu yalnızca cezalandırıcı tedbirlerde değil, kapsayıcı ekonomik ve sosyal politikalarda, eğitim sisteminin çağdaş ve laik normlara getirilmesinde ve güçlendirilmiş kamusal destek sistemlerinde aranmalıdır. “Şiddete sıfır tolerans” anlayışının propaganda içeren bir söylemden çıkıp gerçek bir politikaya dönüşebilmesi, sürekli, kararlı ve samimi bir anlayışı zorunlu kılar. Ülkemizde sağlıkta şiddetle ilgili samimiyetsiz tutumun en çarpıcı örneğini, “Memnuniyetsizliğiniz varsa gidin sağlık personelinin gırtlağına yapışın” diyen bir milletvekilinin hâlâ Meclis’te durabiliyor olmasında görüyoruz. Sağlıkta Dönüşüm nedeniyle sağlığın bugün geldiği noktanın yarattığı olumsuz iklimin şiddet doğurduğu, özellikle acil servislerde kontrolden çıktığı, sağlık çalışanlarının kendilerini güvende hissedemedikleri, sağlık hizmetinin verildiği yerlerin güvenli olmaktan çıktığı aşikardır. Türk Tabipleri Birliği Şiddet Çalışma Grubu yürütücülüğünde 3-20 Mart 2026 tarihleri arasında ülkemizin 69 ilinden 1105 hekimin katılımıyla gerçekleştirilen, ayrıntıları ayrıca açıklanacak araştırmaya göre: Hekimlerin %59,3’ü iş yerinde şiddete uğradığını ifade etmiştir. Hekimlerin %57,7’si psikolojik şiddete, %21,7’si fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmişlerdir. Her iki şiddet türünde de failin en sık, hastalar ve hasta yakınları, acil servis ve polikliniklerin ise en sık şiddet ortamı olduğu saptanmıştır. Hekimlerin %88,5’inin iş yerinde şiddet yaşama konusunda endişesi vardır. Hekimlerin %91,4’ü sağlıkta şiddetle ilgili yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı kanaatindedir. Araştırmaya katılan hekimlerin neredeyse tümü caydırıcı yasal düzenlemeleri ivedilikle talep etmektedir. Her gün birçok sağlık merkezinde yaşanan mobbing, tehdit, hakaret ve fiziksel saldırıya varan şiddetin her türlüsünü durdurmaya kararlıyız. Sağlıkta şiddet bir yandan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının can güvenliğini tehdit ederken, aynı zamanda sağlık hizmeti sunumunu da engeller hale dönüşmüştür. Bu durum sürdürülebilir, kabul edilebilir, katlanılabilir değildir! Bu nedenle toplumda yaygınlaşan şiddet iklimine ve özel olarak sağlıkta yaşanan şiddet olgularına karşı topyekün, kararlı ve samimi bir mücadele yürütülmesi zorunludur. Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddetin tam anlamıyla önlenebilmesinin; şiddeti doğuran kültürel, toplumsal, siyasal, hukuksal yapının düzeltilmesinin, sosyal ve ekonomik düzeyin yükseltilmesinin ancak demokrasi, adalet ve barış ortamının sağlanması ile mümkün olabileceğinin farkındayız. TTB’nin sağlık çalışanlarına yönelik suçlar için yasa önerisine göre; cezalar artırılmalı, Türk Ceza Kanunu’nda şiddet başlığı ile ayrı bir suç kategorisi tanımlanmalı, suçların infazında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve denetimli serbestlik uygulamaları kaldırılmalı, sağlık kuruluşlarına silahla girilmesi yasal düzenlenmelerle engellenmelidir. Mesleğimizin geleneği şiddet değil, karşılıklı güven içeren bir sağlık ortamına dayanır. Bu nedenle genç meslektaşlarımıza şiddet içermeyen bir sağlık ortamında hekimlik yapacakları bir gelecek bırakmak bizim sorumluluğumuzdur. Şiddetin olmadığı bir sağlık sistemini kurmak mümkündür! Bunun için; Sağlıkta dönüşüm projesi hemen durdurulmalıdır. Yönetici atamalarında mutlak liyakat aranmalıdır. Performans sistemi kaldırılmalı, ekip çalışmasını özendiren nitelikli çalışma düzenine geçilmelidir. Randevular hastaya yeterli süre ayrılacak şekilde düzenlenmelidir. Sağlık kurumlarında yeterli sayıda güvenceli sağlık çalışanı görevlendirilmelidir. Sağlık kurumlarında güvenli çalışma koşulları sağlanmalıdır. Merkezi şikayet hatları kaldırılmalıdır. Acil servislerde sadece acil hastalara hizmet verilmelidir. TTB’nin önerdiği caydırıcı yasa teklifi hayata geçirilmelidir. Şiddetsiz bir ülke, şiddetsiz bir sağlık ortamı istiyoruz! Bunun mümkün olduğunu biliyoruz. Kaybettiğimiz meslektaşlarımızın ve çalışma arkadaşlarımızın anıları önünde bir kez saygı ile eğiliyoruz. Son olarak öğretmenlerimizin şiddet sorununun çözülmesi talebiyle yaptıkları Türkiye genelindeki iş bırakma eylemlerini destekliyoruz. Ülkemizin dört bir yanından öğretmenlerimiz dün Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı önünde yaşam nöbetinde idiler. Bugün de illerde yaşam nöbetlerine devam ediyorlar. Şehrimizde de Yediler Parkı’nda 24 saatlik bir yaşam nöbeti eylemi devam ediyor. Buradan da onlarla dayanışma duygularımızı iletiyoruz ve Yusuf Tekin’i istifaya davet ediyoruz. Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına Başkan

Devamını okuyun...

COVID-19 Nedeniyle Kaybettiğimiz Hekim ve Sağlık Çalışanlarını Saygı ve Minnetle Anıyoruz

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu,   Bugün “1 Nisan COVID-19 Nedeniyle Kaybettiğimiz Hekim ve Sağlık Çalışanlarını Anma Günü”. Bundan 6 yıl önce, Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu’nu COVID-19 nedeniyle kaybettik. Cemil Hocamız ülkemizde COVID-19 nedeniyle kaybettiğimiz ilk hekimdir ve vefat ettiği gün olan 1 Nisan; Türk Tabipleri Birliği’nin 72. Büyük Kongresi’nde alınan kararla “COVID-19 Nedeniyle Kaybettiğimiz Hekim ve Sağlık Çalışanlarını Anma Günü” ilan edilmiştir. Pandemi döneminde yitirdiğimiz 176’sı hekim, 557 sağlık emekçisini saygıyla anıyoruz. Pek çok hekim ve sağlık çalışanının da hastalığın vücutlarında oluşturduğu kalıcı etkiler nedeniyle mesleklerini yapamadıklarını biliyoruz. Onlara da şifa diliyoruz ve emekleri önünde saygı ve minnetle eğiliyoruz.  Değerli Basın Emekçileri,  Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 pandemisinin başlangıcının üzerinden altı yıl geçti. Ülkemiz, maalesef dünyada COVID-19 pandemisinden en çok zarar gören ülkeler arasındadır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de COVID-19 nedeniyle 102.174 ölüm kaydedildi. Türk Tabipleri Birliği’nin fazladan ölüm tespitlerine göre ise; gerçek ölüm sayısının, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığının üç katından fazla olduğunu biliyoruz. Hayatta kalan milyonların yaşamı da hastalık ve ekonomik kriz başta olmak üzere derinleşen çoklu kriz ortamı nedeniyle dayanılması güç bir hale geldi. COVID-19 pandemisinin ardından yaşadığımız 6 Şubat depremleri ile yaşadığımız felaket ve ülkemizi saran ekonomik kriz özellikle yoksul halkımız için ciddi yıkımlara neden oldu ve olmaya devam ediyor. Gerek COVID-19 pandemisinde gerekse depremde hazırlıkların yetersiz olması ve sürecin yönetilmesindeki eksikliklerin, kırılgan ve piyasacı sağlık sistemimizle birleşerek tehlikeyi artırdığının hepimiz yakın tanığıyız. Bu nedenle pandemi öncesinde bile baş edilemeyecek düzeyde olan sağlık emekçilerinin çalıştıkları ortamdaki risk ve iş yükü, pandemi ile korkunç boyutlara taşınmıştır. Salgının başlangıcından itibaren Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu kurumlarına her gün yaptığımız uyarılar hiçe sayılarak hem toplumun hem de hekim ve sağlık emekçilerinin hayatları tehlikeye atılmıştır. Pandemi, iktidar için ekonomik çıkarların öncelenmesi ve algı yönetiminden ibaretken biz hekimler ve sağlık çalışanları için üzüntü, acı ve öfke olmuştur. Yapılan onca yanlış yüzünden yitirilen yüz binlerce candan ders almak bir yana, yönetememe halini çeşitli şekillerde yaşamaya devam ediyoruz maalesef. Pandemide sağlık çalışanları, sürecin doğru yönetilmemesine, koruyucu ekipmanın yetersizliğine, aşı tedarikinde ve dağılımındaki sorunlara,  yöneticilerin liyakatsizliğine rağmen en ön saflarda mücadele ettiler. Bu dönem biz hekimler ve sağlık çalışanları için aynı zamanda bir gurur dönemidir. Bizlerin tüm yokluklara ve zorluklara karşı, yaşamlarımızı ortaya koyarak verdiğimiz mücadele olmasa bugün çok daha fazla yurttaşımızın yaşamını kaybetmiş olmasından bahsedileceği çok açıktır. Yine biliyoruz ki; dünyada 20 milyon kişinin hayatta kalmasını sağlayan aşıya daha erken erişilse, etkili ve yeterli aşılanma sağlanabilse ve pandemi süreci doğru yönetilebilse bugün belki kaybettiğimiz meslektaşlarımızın ve halkımızın büyük bir bölümü yaşıyor olacaktı. Yanlışlar neticesinde yaşamını yitiren yüzlerce sağlık emekçisi; bilimsel, şeffaf ve emekten yana yönetim anlayışı benimsenseydi halen hayatta olacaklardı. Bu nedenle, bizlerin haklarımız için verdiğimiz mücadele, biz sağlık çalışanları için ve halkımız için bir ölüm kalım mücadelesidir. Yaşamak için, sağlığımızı kaybetmemek için, ağırlaştırılmış çalışma koşullarına, sağlıkta şiddete, toplum sağlığını hiçe sayan politikalara karşı hep birlikteyiz. İnsanca yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Ülkemizde meydana gelen her afetin yükünü hekim ve sağlık emekçileri olarak bizler çekerken; daha da kötüleşen çalışma koşullarımızla ilgili kamu otoritesinden herhangi önemli bir adım gelmemektedir. Bu da yetmezmiş gibi haklarımızı gasp eden uygulamalarda da sınır tanımıyorlar. Bunları artık sizler de yakından biliyorsunuz. Tüm uyarılarımızın hiçbir karşılık bulmadığını görüyoruz. Tam tersine onurumuzun ayaklar altına alınmadığı bir gün göremez durumdayız maalesef. Bizler hastalarımızın ve biz sağlık çalışanlarının haklarının teslim edildiği, onurumuzla oynanılmayan, merkezinde insanın, bilimin, emeğin ve liyakatın olduğu başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu ve bunu gerçekleştirmenin çok kolay olduğunu biliyoruz. Ancak ülkemizi yöneten mevcut iktidar anlayışıyla bunun mümkün olmadığı çok açıktır. İnsan onuruna yaraşır bir sağlık sistemi ancak, adaletin, demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün, barışın olduğu bir Türkiye’de mümkün olabilir. Bu ülkede zor çalışma koşullarında hastaları uğruna canlarını vermiş meslektaşlarımıza, sağlık çalışanlarımıza sözümüz olsun. Halkımızla birlikte tüm mücadelemiz bunun için olacaktır. Bunu mutlaka ama mutlaka başaracağız. Sadece pandemide değil, depremde, çalıştıkları ortamda maruz kaldıkları pek çok meslek hastalığı nedeniyle ve maalesef şiddet nedeniyle yaşamını yitirmiş tüm meslektaşlarımızın, sağlık çalışanlarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Saygılarımızla. Dr. Nesrin Küçük Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına Genel Sekreter  

Devamını okuyun...

Odamız Türk Sanat Müziği Korosu’nun “Doğumunun 100. Yılında Devlet Sanatçısı Prof. Dr. Alaeddin YAVAŞCA’yı Anma Konseri”

17. yaşını kutladığımız Odamız Türk Sanat Müziği Korosu, Geleneksel Tıp Bayramı Konseri’nde değerli hekim ve Türk müziğinin büyük üstâdı Devlet Sanatçısı Prof. Dr.Alâeddin YAVAŞCA’yı doğumunun 100. yılında değerli şefleri Doç. Meriç DÜZBAŞ yönetiminde andı. Koromuz, Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞCA’yı, 2011 ve 2016 yıllarında 85. ve 90. yaşlarında konuk etmişti. 28 Mart 2026 akşamı, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Sarayı (Opera Binası)’nda gerçekleşen konserin öncesinde, Prof. Dr.Alâeddin YAVAŞCA’nın hepimize örnek yaşam öyküsünün kısa bir özeti, video olarak paylaşıldı. Konserin ilk bölümü, Koromuzun 4 Haziran 2016 tarihli “Doğumunun 90. Yılında Devlet Sanatçısı Prof. Dr. Alaeddin YAVAŞCA’yı Anma Konseri”nde Prof. Dr. Alâeddin YAVAŞCA’nın seslendirdiği Acemaşîrân Şarkı “Gönül Aşkından Oldu Pâre Pâre” nin video kaydı izleyicilerle paylaşılması ile başladı. Prof. Dr. Alaeddin YAVAŞCA’nın birbirinden güzel eserlerinden bir seçkinin koro ve solo olarak sunulduğu, dinleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği, duygu dolu anlar yaşadıkları ve eserlere eşlik ettikleri konserin sonunda Odamız Başkanı Dr. Nazan Aksaray bir teşekkür konuşması yaptılar ve sahneye davet ettikleri Mv. Jale Nur Süllü, bir konuşma yaparak, Koromuza son iki eserde eşlik ettiler. Prof. Dr. Alaeddin YAVAŞCA Hocamızı bir kez daha saygıyla ve minnetle anıyoruz.

Devamını okuyun...

Odamızın Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı

Değerli Meslektaşlarımız,  Odamızın Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı, 18.04.2026 Cumartesi, 11.00’de EBTO Dr. Ata Soyer Toplantı Salonu’nda (İsmet İnönü Cad. No:20 Kat:6), seçim ise 19.04.2026 Pazar, 09.00-17.00 saatleri arasında aynı yerde yapılacaktır. Çoğunluk sağlanmadığı takdirde, Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı, 25.04.2026 Cumartesi, 11.00’de EBTO Dr. Ata Soyer Toplantı Salonu’nda (İsmet İnönü Cad. No:20 Kat:6), seçim ise 26.04.2026 Pazar, 09.00-17.00 saatleri arasında aynı yerde yapılacaktır. Bilgilerinize sunarız. Saygılarımızla. Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu   GÜNDEM Açılış Divan Heyeti seçimi Saygı duruşu ve İstiklal Marşı Yönetim Kurulu raporunun okunması Denetleme Kurulu raporunun okunması Raporlar hakkında görüşme Yönetim Kurulu’nun ibrası Denetleme Kurulu’nun ibrası Dilek ve temenniler Adayların tespiti Seçimler

Devamını okuyun...

Basın Açıklaması

  Değerli Basın Emekçileri, Bugün burada Sayın Vekilimiz, hekimler, sağlık çalışanları, meslek odalarının, sendikaların, derneklerin, partilerin temsilcileri, hastalarımız ve hasta olmamaları için mücadele verdiğimiz yurttaşlarımız ile birlikte, şehrimizin değerlerinden, yıkılan Devlet Hastanemizin yıllardır boş duran arazisinin önünde buluştuk. Hepinizin bildiği gibi, şehrimizin sağlık tarihine mal olmuş, yoksul halkın sağlığı için uzun yıllar hizmet veren Devlet Hastanemiz, şehir hastanesi açıldıktan sonra, depreme dayanıksız denilerek yıkılmıştı. Halkımızın kolayca ulaştığı, hizmet aldığı hastanenin eksikliği şehrimizde her geçen gün kendini daha hissettirdi ve artarak hissettiriyor. Hastalarımız şehrin çok uzağında olan şehir hastanesine gidemiyorlar. Hasta olarak toplu taşıma ile ulaşmak adeta zulüm, taksi ücretlerini ödemek ise mümkün değil. Güçlükle oraya ulaşabilenler çok kira geliri olsun diye yapılan, hastane mimarisinden uzak, dev koridorlu şehir hastanesinde kayboluyorlar. Hastalarımız randevu bulamıyorlar, yatak bulamıyorlar. Tüm bu sıkıntıları yaşayan biz hekimler, sağlık çalışanları ve halkımız bu araziye devlet hastanesinin yeniden inşa edilmesi gerektiğini her fırsatta dile getirdik. Önceki dönem Vali ile görüştük. Proje hakkında kendisinden olumlu bilgiler aldık ve bir an önce yapılmasını beklerken dün resmi gazetede yayımlanan bir kararla, halkımızın nasıl kandırıldığına, halkımızın sağlığının Sağlık Bakanlığı için aslında hiç de önemi olmadığına tanık olduk ve elbette şaşırmadık. Sağlığı topyekin özelleştiren, paran yoksa sağlık yok, diyen bu iktidarın bu kararı hiç de şaşırtıcı olmadı bizler için. Değerli Basın Emekçileri, Kısaca kararı özetlemek gerekirse, 17.03.2026 tarih ve 33199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 11079 karar sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Eskişehir İli Odunpazarı İlçesi Yenidoğan Mahallesi 28773 ada 1 parsel sayılı taşınmazın yani önünde bulunduğumuz Eski Devlet Hastanesi arazisinin özelleştirilmesine karar verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Kararın içeriğinde 27 ilimizde benzer özellikte toplam 55 taşınmazın özelleştirilmesine karar verildiğini görüyoruz. Değerli Basın Emekçileri, Anayasa’nın 47. maddesinde “Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.” der. 09 Temmuz 2018 tarih ve (3. Mükerrer) 30473 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 85. maddesinde, “24/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un e) bendinin 3. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış,  Geçici 28. maddesinden sonra gelmek üzere geçici 29. madde eklenmiş ve bu madde ile,  “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işler Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılır.” kuralına yer verilmiştir. Bu kural iki bakımdan Anayasa’nın 47. maddesine açıkça aykırıdır. Öncelikle özelleştirme esas ve usullerinin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Cumhurbaşkanına bu yetki 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 85. Maddesi ile verilmiştir. Anayasada kanunla düzenlenmesi gerektiği belirtilen bir konunun kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi hukuk devleti ilkesinin ihlalidir. Ayrıca herhangi bir esas ve usul belirlenmeden Cumhurbaşkanı’nın yetkilendirilmesi de açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Cumhurbaşkanı Anayasa ile öngörülen şekilde yetkilendirilmeden özelleştirme kararı vermektedir. Bu durum bir hukuk devletinde kabul edilemez. Değerli Basın Emekçileri, Anayasa ve Türk Tabipleri Birliği Kanunu gereğince halk sağlığını korumak biz hekimlerin görevidir. Özelleştirilmesine karar verilen taşınmaz, imar planında hastane alanı olarak ayrılmış bir yerdir. Bir kez daha hatırlatıyoruz. Şehrimizin hastane ihtiyacı özellikle hastalarımızın ulaşılabileceği hastane ihtiyacı hat safhadadır. Bu taşınmazın özelleştirme programından çıkartılması ve acilen hastane inşaatına başlanması gerekmektedir. Hastane arazilerinin özelleştirilerek kamu mülkiyetinden çıkartılmasını ya da kamu mülkiyetinin kısıtlanmasını halk sağlığı bakımından kabul etmemiz mümkün değildir. Bu karardan geri dönmenin istenirse hemen mümkün olacağını gayet iyi biliyoruz. Yeter ki burada rant değil,  dayatılan yoksulluğa, açlığa rağmen ayakta durmaya çalışan milyonlarca insanımızın sağlığı düşünülsün. Son olarak bizler için, Devlet Hastanemize yeniden kavuşmanın bir önemi de; depremde dayanıksız birimleri nedeniyle hepimizi endişelendiren Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Binası’nın güçlendirme veya yeniden yapılma çalışmaları sırasında yeni yapılan Devlet Hastanesinin geçici süre ile kullanımı düşüncemizdir. Bunu da ayrıca ifade etmek isteriz. Kısaca, Devlet Hastanemizi geri istiyoruz ve mutlaka onu burada yeniden göreceğiz. Halkımız şehir-şirket hastanesinden değil, kamudan hak ettiği hizmeti alacak. Bu noktada gereken tüm hukuki mücadeleyi de vereceğimizi buradan ifade etmek isteriz. 23 yıldır rant uğruna sağlığı talan eden, halkımızı sağlıksızlığa mahkum eden bu kötü sağlık sistemini mutlaka durduracağız. Bunu hekimler, sağlık çalışanları, halkımız hep birlikte omuz omuz omuza mücadele ederek başaracağız. Saygılarımızla.   Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu a. Başkan

Devamını okuyun...

Odamız Başkanı Dr. Nazan AKSARAY’ın 14 Mart 2026 Resmi Töreni Konuşması

Sayın Milletvekilimiz, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız, Sayın Özer Akdemir, Sayın İbrahim Gündüz, Sayın Şenay Yıldırım, Değerli Hocalarım, Değerli Meslek Büyüklerim, Meslek Odalarının, Sendikaların, Derneklerin Değerli Başkanları, Yöneticileri, Değerli Meslektaşlarım, Sevgili Genç Meslektaş Adaylarımız, Basının Değerli Temsilcileri, Değerli Konuklar, Hepinizi Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Sözlerime yaşamını kaybetmiş tüm meslektaşlarımı saygıyla anarak başlamak istiyorum. Ruhları şad olsun. Anıları bizlere her zaman ışık tutacaktır. Değerli konuklar, Bugün 14 Mart 2026. Tıbbın ve hekimliğin kurucuları olan Hipokrat’ın ve Galen’in yaşadığı bu topraklarda, hekimliğin yalnızca insan sağlığına adanmış bir meslek değil, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu hatırlatan bir günün yıldönümünde bir aradayız. 14 Mart ilk kez işgal altındaki İstanbul’da bundan tam 107 yıl önce 14 Mart 1919’da kutlandı. Gururla andığımız bu kutlama, aslında emperyalist güçlere karşı bir grup tıbbıyelinin başkaldırı eylemi idi. Genç tıbbiyeliler, yaşadıkları topraklara, mesleklerine ve değerlerine duydukları sorumlulukla o gün İngiliz işgaline karşı tutum aldılar. Modern anlamda ilk tıp fakültesinin Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin 14 Mart 1827’de kuruluşunun 92. yılını kutlamayı gerekçe göstererek Kurtuluş Mücadelemizde önemli yeri olan bir büyük toplantı ve eylem düzenlediler. “Bu ülke bizimdir!” dediler. O gün tıbbiyeliler, hekimlik yalnızca hastalık tedavi etmek değildir, hekimlik aynı zamanda toplumun geleceğine sahip çıkmaktır, dediler. O gün, biz hekimlerin bir özgürlük ve bağımsızlık hareketi olarak kutlanan ilk bayram günümüz oldu. Bu nedenle 14 Mart sorumluluk demektir, direniştir,  biz hekimler için. O genç grubunun içinden henüz 18 yaşında olan Hikmet, tıbbiyeyi temsilen 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’ne katıldı ve mandacılığa karşı yaptığı ünlü konuşmasının ardından Mustafa Kemal onu destekleyen ve takdir eden bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal, tarihe nakş olan “Ya istiklal! Ya Ölüm!” sözünü o anda söylemiştir.İşte biz hekimler 107 yıl önce bize teslim edilen bu meşaleyi taşıyoruz ve her zaman taşımaya devam edeceğiz. Bizler, her zaman ülke sorunlarına duyarlı, bilimden, aydınlanmadan, laiklikten, adaletten, bağımsızlıktan, özgürlükten, barıştan, insan haklarından yana olduk ve olmaya devam edeceğiz. Çünkü iyi hekimlik yapabilmek için gerekli ortamın ancak bu saydıklarımızla mümkün olduğunu biliyoruz. 14 Mart’lar bizler için hem gururla andığımız bu tarihimizi, andığımız, kutladığımız bir bayram günüdür hem de iyi hekimlik koşulları için mücadele inancımızı ve gücümüzü dile getirme ve artırma günüdür. Değerli Konuklar, Bugün ülkemizin dört bir yanında hekimler, yaklaşık 23 yıldır uygulanan sağlıkta özelleştirme cenderesinin altında türlü zorluklarla mücadele etmektedirler. Genç Cumhuriyet’in büyük zorluklarla inşa ettiği kamusal sağlık hizmeti sağlıkta dönüşüm adı altında piyasacı anlayışa terk edilmiştir. Gelinen noktada bu para ve rant merkezli sağlık sistemi iflas etmiştir. Ancak maalesef geçen sürenin bedeli hem biz hekimler ve sağlık çalışanları hem de halkımız için çok ağır olmuştur. Hekimler, kendilerine dayatılan, emeklerinin, bilgilerinin, deneyimlerinin yok sayıldığı, etik dışı, iyi hekimlik ilkelerine bütünüyle aykırı, güvensiz, güvencesiz, şiddete açık ve şiddet doğuran çalışma koşullarından dolayı mutsuzlar. Genç hekimler ülkemizde kendilerine bir umut, gelecek göremiyorlar, kendilerine değer verilen ülkelere gitmeyi tercih ediyorlar. Bugün ülkemizin sağlık ortamı, tıp eğitiminde, birinci, ikinci, üçüncü basamak hastanelerde, kamuda veya özel sektörde hemen tüm birimlerinde büyük sorunlar yumağı halindedir. Sağlık kurumları işletmeye dönüştürülmüş, hastaya ayrılan süreler 3-5 dakikaya indirilmiştir. Hekimler performans baskısı altında çalışmaya zorlanmakta, nitelik değil, sayı sorgulanmaktadır. Maalesef Sağlık Bakanı başvuran hasta sayısı ile övünmektedir.  Bugün Türkiye’de yıllık hekime başvuru sayısı 1 milyarı aşmış, kişi başına başvuru sayısı 12’yi geçmiştir. Bu oran Avrupa ortalamasının iki katıdır. Tek başına bu bile bizim gibi genç nüfuslu bir ülkede sağlığın kötü yönetildiğini göstermektedir. Aile hekimlerimiz, asıl görevleri olan koruyucu sağlık hizmetine neredeyse hiç zaman ayıramamaktadırlar. Çalışma koşullarının, özlük haklarının düzeltilmesi bir yana hepinizin bildiği eziyet yönetmelikleriyle karşılarına yepyeni sorunlar getirilmiştir. Acil servislerimiz, kötü sağlık sisteminin ve sosyal devlet ilkesinden uzaklaşmanın yükünü en çok çeken çalışma alanlarımızdandır. Acil servislere başvuru sayısı nüfusumuzun 2 katından fazladır. Bunun dünyada başka örneği yoktur. Kamu hastanelerinde aşırı hasta yükü altında uzun süre çalışan hekimler, emeklerinin karşılığı olmayan yetersiz ücretlerle, yönetsel baskılarla karşı karşıyadırlar. Liyakate dayanmayan yönetici atamaları ve mobbing en önemli sorunlarımızın arasındadır. Kamu kaynaklarının şirketlere aktarıldığı, o uğurda devlet hastanelerimizin yıkıldığı şehir-şirket hastaneleri başta hekimler olmak üzere çalışanlar ve hastalarımız için büyük sorunların yaşandığı işletmelerdir. Üniversite hastanelerinde sağlık hizmeti eğitim ve araştırmanın önüne geçmiş durumdadır. Tıp eğitimi ve mezuniyet sonrası eğitim gün geçtikçe kan kaybetmektedir. Sistemlerine ucuz iş gücü sağlamak ve kadrolaşmak için açılan sözde eğitim kurumları büyük bir sorundur. Kamu üniversiteleri ekonomik zorluklar, personel yetersizliği, malzeme yetersizliği sorunları yaşamaktadır. Özel hastanelerde emek sömürüsü, ciro baskısı gibi meslek onurumuzu zedeleyen uygulamalar her geçen gün artmaktadır. Tek çıkış yolunu muayenehanede bulan meslektaşlarımız bu kez Bakanlığın baskıcı uygulamalarına maruz kalmaktadır. Emekli hekimlerimizin durumu ise ülkenin başka bir ayıbıdır. Ömürlerini, sağlıklarını bu ülkeye vakfetmiş hekimler bugün yoksulluk sınırının altında hatta açlık sınırında maaşa mahkûm edilmektedirler. Sağlığı ticarileştiren bu ortam, şiddet doğurmaktadır. Çeteleşmelere ortam hazırlamıştır. Bu saydıklarımız sağlıkta yaşadığımız genel sorun başlıklarıdır. Bunlar dışında neredeyse çalıştığımız her birimde liyakatsizlik ve değersizleştirmenin en önde giden sorun olduğu yüzlerce sorun yaşıyoruz. Ülkemizin mevcut sosyoekonomik durumu ayrıca toplumumuzun sağlığını tehdit eder boyuttadır. Yoksulluk, işsizlik, şiddet, eğitim sisteminde yaşadığımız sorunlar, çevre kıyımları hepsi birer büyük halk sağlığı sorunudur. Eşitsizlikler hastalıkları artırdığı gibi, sağlığa ulaşmanın da önünde önemli bir engeldir. Bugün yoksul halkımızdan devlet, genel sağlık sigortası, katkı katılım payı adları altında ödemeler beklemekte iken zengin sınıfın vergilerini affetmekte, teşvikler vermektedir. Bu kötü sağlık sistemi sadece hekimlerin, sağlık çalışanlarının emeklerini, varlıklarını değil, halkın sağlık hakkını da yok saymaktadır. Ancak, sağlık ortamının bu karanlık görünümü bizleri asla ümitsizliğe sevk etmemelidir, edemez. Biz hekimler, varız ve buradayız. Biz hekimler, halkımızın sağlık hakkını savunurken, emeğimize ve geleceğimize sahip çıkma taleplerimizi, sözümüzü daha gür söylemek için birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızla ve halkımızla bir aradayız. Başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu biliyoruz. Türk Tabipleri Birliği’nin bizlere yol gösterici olarak sunduğu bu ilke ile başka bir sağlık sistemini birlikte omuz omuza görev yaptığımız ekip arkadaşlarımızla ve halkımızla birlikte inşa edeceğiz. Ülkemizin dört bir yanından hekimler, geçtiğimiz yıl İstanbul’dan başlayıp Ankara’da tamamlanan onurlu Beyaz Yürüyüşümüzü, bu kez 11 Mart’ta Diyarbakır’dan başlatıp Şanlıurfa, Gaziantep, Osmaniye ve Adana’dan sonra bugün Ankara’da oldular. Başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu yürüyüşümüzle de haykıran meslektaşlarımıza buradan selamlarımızı iletiyoruz. Değerli Konuklar, Mümkün olduğunu bildiğimiz sağlık sisteminde; Sağlığın bir hak olduğu ilkesiyle, sağlık hizmeti herkese eşit, nitelikli, erişilebilir, kamusal ve ücretsiz olacaktır. Güvenli, güvenceli, şiddetten uzak çalışma ortamları

Devamını okuyun...

Eskişehir-Bilecik Tabip Odası 14 Mart 2026 Tıp Bayramı Kutlamaları

Odamız 14 Mart 2026 Tıp Bayramı kutlamaları, 09.00’da Vilayet Meydanı’ndaki törenle başladı. Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve aramızdan ayrılmış olan hekimlerimiz için saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, Odamız Başkanı Dr. Nazan AKSARAY kısa bir konuşma yaptılar, ardından Atatürk Anıtı’na çelenk takdim edildi. 18.00’de Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda gerçekleştirilen 14 Mart 2026 Resmi Töreni’nde, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından, öncelikle geçtiğimiz dönemde vefat eden Dr. Prof. Dr. Ercüment Paşaoğlu, Dr. Mehmet Erol, Dr. Bülent Uluakay, Dr. Tayfun Bardakçı ve Dr. Abidin Çamdalı anıldı. Odamız Başkanı Dr. Nazan Aksaray’ın ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Av. Ayşe Ünlüce’nin konuşmalarının ardından,  Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğretim üyeleri Prof. Özlem Dördüncü,  Prof. Arman Ataç, Doç. Dilara Çelik ve tenör Ali Deniz Tosun konuklara bir müzik dinletisi sundular. Törenin sonraki bölümünde Eskişehir-Bilecik Tabip Odası 19. Basın Sağlık Ödülleri verildi. Bu yıl Yerel Basın Ödülü, Esgazete Yazı İşleri Müdürü ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Eskişehir Temsilcisi Şenay Bilik Yıldırım’a Ulusal Basın Ödülü şehrimizde ve ülkemizde vahşi madencilik olarak tanımladığımız büyük bir çevre yıkımı ve halk sağlığı sorunu alanında yaptıları çalışmalar ile Evrensel Gazetesi yazarı ve Çepeçevre Yaşam programının yapımcısı Özer Akdemir’e ve serbest gazeteci İbrahim Gündüz’e takdim edildi. Törene Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerine Türk Tabipleri Birliği rozetlerinin takılması ve ardından mesleğe 30, 40, 50 ve 60 yıl emek vermiş meslektaşlarımıza  şükran plaketlerinin sunulması ile devam edildi. Dr. İsmet BOĞATARKAN ve Prof. Dr. Sayın Ülkü ÖNER’in 60. yıl şükran plaketleri törene katılan Milletvekili Jale Nur SÜLLÜ tarafından verildi. Milletvekili Utku ÇAKIRÖZER, Milletvekili İbrahim Arslan, Odunpazarı Belediye Başkanı Av. Kazım KURT ve Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet ATAÇ’ın kutlama mesajı gönderdiği törene, meslek odalarının, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin başkanları ve yöneticileri de katıldılar.  Tören kokteyl ile devam etti. Meslekte 30. Yılını Kutladığımız Meslektaşlarımız Dr. Fatma ATAMAN Dr. Şule ATAMAN Dr. Murat AYDIN Dr. Özcan AYDIN Dr. Aytekin AYKIN Dr. Nuray CAN ULUĞ Dr. Mehmet ÇELEBİOĞLU Dr. Tolga DOĞAN Dr. Nuri DÖNMEZEL Dr. Aydın ERKUL Dr. Ümit GEDİKOĞLU KURTAR Dr. İsmail GÜL Dr. Gültekin GÜNEY Prof. Dr. Melek Kezban GÜRBÜZ Prof. Dr. Timuçin KAŞİFOĞLU Dr. Serkan KOŞDERE Dr. Halim ÖNEY Dr. Abdullah ÖZDUĞAN Dr. Abdullah ÖZEL Dr.Can ŞENTÜRK Dr. Müslüm TARKAN Dr. Mustafa TEKTAŞ Dr. Nesrin TOPÇU ÇİÇEK Dr. Ayber Cemile TUNA ÖZGEÇ Dr. Özlem YILDIZ DİKMEN Dr. Şebnem YILMAZER Dr. Umut ZİNCİR UZ Meslekte 40. Yılını Kutladığımız Meslektaşlarımız Prof. Dr. Aysen AKALIN Dr. Aytül AKKOCA Dr. Turgut AKKOCA Dr. Mehmet Akif ALADAĞ Dr. M. Burhanettin AYDOĞAN Dr. M. Serdar ÇITAK Prof. Dr. Ömer ÇOLAK Prof. Dr. M. Sacit GÜLEÇ Dr. Seydi Ahmet GÜLLÜ Dr. Özcan GÜRGAN Prof. Dr. Tamer KAYA Prof. Dr. Fatma Sultan KILIÇ Prof. Dr. Birgül KIREL Prof. Dr. Nusret KÖSE Dr. Engin KURTULUŞ Prof. Dr. Muzaffer METİNTAŞ Dr. Cafer ÖLMEZ Dr. Burhan ÖNALAN Dr. Orhan ÖZKIR Dr. A. Tolun ÖZSEL Dr. Nurettin POTOĞLU Dr. Gönül SÜNNETÇİOĞLU Dr. Dilek TUNALI Dr. Erol TUNALI Dr. Fatma Neşe UĞUR Meslekte 50. Yılını Kutladığımız Meslek Büyüklerimiz Dr. Nurkan ALTUNA Dr. Sabahat ATAKAN Dr. Erkan COŞKAN Dr. Kemal HÜKMEN Dr. Hasan KARAKAN Dr. Halil KARALAR Prof.Dr. Zübeyir KILIÇ Prof. Erkan Niyazi ÖZÜDOĞRU Dr. Ali SOLAKOĞLU  Meslekte 60. Yılını Kutladığımız Meslek Büyüklerimiz  Dr. İsmet BOĞATARKAN Prof. Dr. Ülkü ÖNER  Törene ait diğer fotoğraflar önümüzdeki günlerde web sayfamızda paylaşılacaktır.

Devamını okuyun...

14 Mart Tıp Bayramımız Kutlu Olsun.

Meslek Odalarımızın, Demokratik Kitle Örgütlerinin Değerli Başkanları, Yöneticileri Değerli Hocalarım, Meslek Büyüklerim, Değerli Meslektaşlarım Değerli Basın Emekçileri Hoşgeldiniz. Hepinizi Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Bugün 14 Mart 2026. 14 Mart ilk kez işgal altındaki İstanbul’da bundan tam 107 yıl önce 14 Mart 1919’da kutlandı. Gururla andığımız bu kutlama aslında emperyalist güçlere karşı bir grup tıbbıyelinin başkaldırı eylemi idi. Genç tıbbiyeliler, yaşadıkları topraklara, mesleklerine ve değerlerine duydukları sorumlulukla o gün işgale karşı tutum aldılar. Modern anlamda ilk tıp fakültesinin, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire’nin 14 Mart 1827’de kuruluşunun 92. yılını kutlamayı gerekçe göstererek Kurtuluş Mücadelesinde önemli yeri olan bir toplantı, eylem düzenlediler. O gün, bir özgürlük ve bağımsızlık hareketi olarak kutlanan ilk bayramımız oldu. O genç grubunun içinde bulunan henüz 18 yaşındaki Tıbbiyeli Hikmet tıbbiyeyi temsilen 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’ne katıldı ve mandacılığa karşı yaptığı ünlü konuşmasının ardından Mustafa Kemal onu destekleyen ve takdir eden bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal, ünlü “Ya istiklal Ya Ölüm” sözünü o anda söylemiştir. Biz hekimler 107 yıl önce bize teslim edilen bu meşaleyi taşıyoruz ve her zaman taşımaya devam edeceğiz. Biz hekimler her zaman ülke sorunlarına duyarlı, bilimden, aydınlanmadan, laiklikten, adaletten, bağımsızlıktan, özgürlükten, barıştan, insan haklarından yana olduk ve olmaya devam edeceğiz. Çünkü iyi hekimlik yapabilmek için gerekli ortamın ancak bu saydıklarımızla mümkün olduğunu biliyoruz. 14 Mart’lar bizler için hem gururla andığımız bu tarihimizi andığımız, kutladığımız bayram günüdür hem de iyi hekimlik koşulları için mücadele inancımızı ve gücümüzü dile getirme ve artırma günüdür aynı zamanda. Bugün ülkemizin dört bir yanında hekimler, yaklaşık 20 yıldır uygulanan sağlıkta özelleştirme cenderesinin altında türlü zorluklarla mücadele etmektedir. Genç Cumhuriyet’in büyük zorluklarla inşa ettiği kamusal sağlık hizmeti sağlıkta dönüşüm adı altında piyasacı anlayışa terk edilmiştir. Bugün gelinen noktada bu para ve rant merkezli sağlık sistemi iflas etmiştir. Ancak maalesef geçen sürenin bedeli hem biz hekimler ve sağlık çalışanları hem de halkımız için çok ağır olmuştur. Hekimler, kendilerine dayatılan, emeklerinin, bilgilerinin, deneyimlerinin yok sayıldığı, etik dışı, iyi hekimlik ilkelerine bütünüyle aykırı, güvensiz, güvencesiz, şiddete açık ve şiddet doğuran çalışma koşullarından dolayı mutsuzlar. Genç hekimler geleceklerini ülkemizde göremiyorlar, kendilerine değer verilen ülkelere gitmeyi tercih ediyorlar. Bugün ülkemizin sağlık ortamı, tıp eğitiminde, birinci, ikinci, üçüncü basamak hastanelerde, kamuda veya özel sektörde hemen tüm birimlerinde büyük sorunlar yumağı halindedir. Emekli hekimler, sağlıklarını, yaşamlarını vakfettikleri bu ülkede yoksulluk sınırının altında maaşlarla ayakta durmaya çalışmaktadırlar. Ve halkımız sağlığa ulaşamamaktadır. Milyonlarca insanımıza yoksulluğun, açlığın reva görüldüğü ülkemizde halkımız daha da hastadır. Ancak, kamuda randevu bulamamakta, bulabilenler 3-5 dakikada muayene olmaya, özel sektöre mecbur bırakılmaktadırlar. Ödeme güçlüğünün karşılığı yaşamların kaybıdır. Ancak biz hekimler, varız ve buradayız. Başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu biliyoruz. Türk Tabipleri Birliği’nin bizlere yol gösterici olarak sunduğu bu ilke ile başka bir sağlık sistemini birlikte omuz omuza görev yaptığımız ekip arkadaşlarımızla ve halkımızla birlikte inşa edeceğiz. Ülkemizin dört bir yanından hekimler, geçtiğimiz yıl İstanbul’dan başlayıp Ankara’da tamamlanan onurlu Beyaz Yürüyüşümüzü bu kez 11 Mart’ta Diyarbakır’dan başlatıp Şanlıurfa, Gaziantep, Osmaniye ve Adana’dan sonra bugün Ankara’da olacaklar. Başka bir sağlık sisteminin mümkün olduğunu yürüyüşümüzle de haykıran meslektaşlarımıza buradan selamlarımızı iletiyoruz. Bizler, inşa edeceğimiz sağlık sisteminde, Sağlığın bir hak olduğu ilkesiyle, herkese eşit, nitelikli, erişilebilir, kamusal, ücretsiz sağlık hizmeti vereceğiz. Güvenli, güvenceli, şiddetten uzak çalışma ortamları ve koşullarında, iyi hekimlik yapacağız ve koruyucu hekimliğin öncelendiği çağdaş, bilimsel sağlık hizmeti vereceğiz. Bu sistem, merkezinde paranın değil, bilimin, emeğin, liyakatın olduğu, emeğimizin, bilgimizin, deneyimimizin değerinin bilindiği, katılımcı, adil, demokratik bir sağlık sistemi olacak. Bunu başarmanın çok kolay olduğunu biliyoruz. Burada önemli olan tercihini bundan yana yapan siyasi iradenin var olmasıdır. Biz hekimler, başka bir sağlık sisteminin ancak, adaletin, demokrasinin, barışın var olduğu başka bir Türkiye ile mümkün olduğunu biliyoruz ve “Başka Bir Türkiye Mümkün” diyoruz. Buna olan inanç ve mücadele ruhumuzla Atamızı bir kez daha saygı ve minnetle anıyor ve tüm meslektaşlarımızın 14 Mart Tıp Bayramını kutluyoruz. Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı

Devamını okuyun...

Panel : “Vahşi Madencilik Gerçeği: Neye ve Neden Karşı Çıkıyoruz? Yıkım Projelerinden Çıkış Yollarını Konuşuyoruz”

Değerli Meslektaşlarımız, Bu yıl, 14 Mart Töreni’nde Eskişehir-Bilecik Tabip Odası 19. Basın Sağlık Ödülleri’nin Ulusal Basın Ödülünü takdim edeceğimiz Gazeteci-Yazar İbrahim Gündüz ve Gazeteci-Yazar Özer Akdemir’le 15 Mart 2026 Pazar günü, “Vahşi Madencilik Gerçeği: Neye ve Neden Karşı Çıkıyoruz? Yıkım Projelerinden Çıkış Yollarını Konuşuyoruz” panelinde buluşacağız. Yazarlarımız panelin ardından kitaplarını da imzalayacaklardır. Bileşeni olduğumuz ve şehrimizde ve ülkemizde büyük bir halk sağlığı sorunu olan vahşi madenciliğe karşı birlikte mücadele verdiğimiz Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu ile birlikte düzenlediğimiz panelimizde tüm meslektaşlarımızla buluşmayı diliyoruz. Saygılarımızla. EBTO Yönetim Kurulu

Devamını okuyun...