Basın açıklaması

Değerli Basın Mensupları,
COVİD-19 hastalığının Türkiye’de ilk tanımlandığı 11 Mart tarihinden bu yana 40 gün geçmiş
bulunuyor.
Dünyada 2,5 milyon kişinin yakalandığı ve 160 binin üzerinde kişinin ölümüne sebep olan bu hastalığın,
ülkemizde 20 Nisan tarihi itibarıyla 90 binin üzerinde kişiye bulaştığı ve 2 bin 140 vatandaşımızın
hayatını kaybetmesine sebep olduğu belirtilmektedir.
Fakat Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan rakamların diğer ülkeler tarafından sağlanan rakamlar ile
örtüşmediğini, bunun sebebinin de DSÖ tarafından uygulanmasına karar verilen kodlama sisteminin
kullanılmaması olduğunu defalarca söyledik.
Filyasyon (evde temaslı takibi) uygulamasına başlanması iyi olmuştur, ancak nasıl yapıldığı konusunda
yeterli açıklama yapılmadığı için bu yöntemin etkin bir biçimde uygulanıp uygulanmadığı konusunda
fikir sahibi değiliz. Bu bağlamda, eğer Sağlık Bakanlığı sürecin diğer ülkelere göre daha başarılı bir
şekilde yürütüldüğünü ifade ederken hangi verilerden ve ölçütlerden yararlanıldığını, kıyaslamanın da
neye göre yapıldığını bilimsel bir temelde açıklarsa bizler de bu konuda aydınlatılmış oluruz.
Ayrıca, salgının etkilerini ve salgınla mücadeleyi yalnızca rakamsal bir düzeye indirgeyerek başarının
veya başarısızlığın adeta diğer ülkelerle yapılan bir maçın skoru gibi ifade edilmesini, bunun aracılığıyla
da toplumun hipnotize edilmesini doğru bulmuyoruz. Salgınla mücadelede ve kamuoyunun
aydınlatılmasında söz konusu rakamların düzenli ve şeffaf bir şekilde paylaşılması tabii ki elzem, fakat
bu rakamların yanında başka bilimsel temelli istatistiki verilerin (Uluslararası U07.01-U07.02
Kodlanmış hasta sayısı, filyasyondaki hasta sayısı, yapılan test sayısı, yeni olgu sayısı/testlere oranı,
filyasyon takip altında temaslı test sayısı, bulaştırıcılık oranı, toplumda hastalık belirtisi göstermeyen
taşıyıcı tahmini sayısı gibi) de paylaşılması, hastalığın kontrol edilmesi ve alınan tedbirlerin yeterli olup
olmadığını görebilmek adına kıymetlidir. Ancak, EBTO olarak biz bu verilere sahip değiliz ve Eskişehir İl
Sağlık Müdürlüğümüzün de sahip olup olmadığını bilmiyoruz.
Bu vesileyle, Sayın İl Sağlık Müdürümüze buradan bir çağrı yapıyoruz. Az sonra soracağımız sorulara
şeffaf ve bilimsel dayanağa sahip cevaplar almamız, salgınla hem yerel hem de ulusal seviyede etkin
bir şekilde mücadele edebilmemiz açısından büyük önem teşkil etmektedir.
Eskişehir’de,
-Kaç kesinleşmiş COVİD-19 vakamız var?
-Kaç şüpheli vakamız var?
-Filyasyonda kaç kişi var ve bu binlerce kişinin takibi nasıl yapılmaktadır?
-Kaç sağlık çalışanımız hastalığa yakalanmış durumda?
-Özel hastanede çalışan hekimlerimiz, muayenehane ve laboratuvar çalışanlarımız işsizlik tehdidi ile
karşı karşıyadır, bu duruma ilişkin planlanmış bir girişim var mıdır?
-Sağlık personeli sayımız nedir, kimler nerede görev yapmaktadır ve nasıl bir organizasyon
planlanmıştır?
-Huzurevi ve bakımevlerinde durum nedir?
-Ceza İnfaz Kurumu’nda mahkûm ve tutukluların durumu nedir, meclisten geçen infaz yasasından
sonra durum nasıl şekillenmiştir?
-Hava Kuvvetleri Komutanlığı başta olmak üzere askeri birliklerimizin durumu nedir ve salgın
kapsamında ne tür tedbirler alınmıştır?
-Organize sanayiden iyi haberler gelmemektedir, bu bölgedeki çalışma hayatı için nasıl bir planlama
düşünülmektedir?
Bu tip soruları çoğaltabiliriz. Ancak, ülkemizin ve ilimizin tarihinin en önemli felaketlerinden birisini
yaşadığı şu günlerde, Sayın İl Sağlık Müdürünün makamıyla doğrudan bağlantılı olan bu kriz konusunda
sessiz kalmasını kabul edemiyoruz. Kendisini, sağlık yönetimini bir an önce bürokratik söylemden
kurtarmaya ve ilimizin en yetkili sağlık amiri olarak bu süreçte öne çıkmaya davet ediyor, kendisine her
türlü katkı ve desteği sunmaya hazır olduğumuzu da belirtmek istiyoruz. Özellikle bahsetmek
istediğimiz diğer bir konu, İl Pandemi Kurullarında yer alma talebimizdir. Bu talebi daha önce birçok
kez yapmamıza rağmen, henüz olumlu veya olumsuz bir cevap alabilmiş değiliz. Ancak, mevcut
durumu göz önüne alarak, herhangi bir tartışmanın olmadığı, gerekli bilim insanlarının yer almadığı ve
bürokratlar tarafından alınan kararların sorgusuz sualsiz onay makamı haline gelmiş bu kurullarda
bulunmamızın bir katkı yaratmayacağını düşündüğümüz için EBTO olarak bu talebimizi geri çekiyoruz.
Son olarak, Eskişehir’de çeşitli hastanelerde çalışan meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde tespit
ettiğimiz bazı sorunlara ve çözüm önerilerine yönelik bazı açıklamalar yapmak isteriz.
1. Salgınla mücadele uzadıkça ötelenen diğer sağlık problemleri ciddi sonuçlar doğurabilir. Bunu
aşmanın yolu, ilimizde bir hastanenin -ki bunun OGÜ Tıp Fakültesi hastanesi olması uygundur- acil ve
elektif vakalara bakacak şekilde organize edilmesidir. Söz konusu hastanenin girişinde güçlü bir COVİD19 triaj (ayırım) birimi kurularak kesin, şüpheli ve olası COVİD-19 hastaları diğer hastanelere
yönlendirilmeli, başka sağlık sorunları olan hastalarımız da gönül rahatlığı ile yardım alabilmelidir.
COVİD-19 hastanesi olarak belirlenen hastaneler ise diğer polikliniklerini kapatarak fiziki olanaklarını
ve insan gücünü dengeli ve adil bir şekilde COVİD-19 hastalarına yöneltmelidir.
2. Özel hastanelerin bu dönemde katkı paylarının kaldırılması ve COVİD-19 dışında sağlık sorunları olan
hastalarımızın da bu hastanelere başvurmalarının önü açılmalıdır. Özel hastaneler ve ilçe
hastanelerinde çalışan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı hekimlerin, yoğun
bir şekilde COVID-19 hastası kabul eden kamu hastanelerinde hiçbir hak kaybına uğramadan
görevlendirilmeleri için mevzuat değişikliğine gidilmelidir.
3. Hastalığın yayılımının önüne geçebilmek için poliklinikte ayaktan tedavi verilen veya hastaneden
taburcu edilen hastaların 14 günlük izolasyon süreçlerini evde değil, ilçe hastanelerinde veya ilimizde
halen kapalı olan Devlet Hastanesi’nin açılarak bu hastanede tamamlamaları için gerekli çalışmalar
yapılmalıdır.
4. Huzurevlerinden gelen ve hastanelerde izolasyonu devam eden vakaların tıbbi kontrolleri dışında
kalan ihtiyaçlarının sağlık çalışanları tarafından değil, her hastaya bir personel olacak şekilde tercihen
lise mezunu ve hasta bakım eğitimi almış personeller tarafından karşılanması ve bu personellere bina
içinde konaklama sağlanması gerekmektedir.
Geçmiş tecrübelerimize dayanarak bu sözlerimizin ne kadar dikkate alınacağı konusunda bir
öngörümüz var, fakat mevcut durumu ve yapılması gerekenleri açık bir şekilde ifade etmek hem
mesleki etik değerlerimiz, hem de kamuoyuna karşı olan sorumluluğumuz ve borcumuzdan dolayı bir
gerekliliktir.
Salgın, vasıflı ve duyarlı bürokratlar ile sağlıkçıların yapacağı işbirliği doğrultusunda yönetilmelidir. Aksi
takdirde, Zonguldak‘ta görüldüğü üzere (şehrin havasını kirleten termik santrallerin filtrelerini kontrol
ederek kirliği azaltmak yerine Zonguldak’ı en çok KOAH hastasının olduğu il haline getiren, ancak
COVID-19’lu hasta sayısını ve ölümlerin çokluğunu sağlıkçıların dikkatsizliğine yoran bürokrat tipi)
halkın sağlığı korunamadığı gibi, hastalıkla mücadele eden sağlık çalışanlarımızın da morali ciddi şekilde
bozulabilir. Sağlıklı günlerde görüşmek dileğiyle.
21 Nisan 2020
Eskişehir-Bilecik Tabipler Odası Yönetim Kurulu

Yorumlara kapalı.