KAZ DAĞLARINI SAVUNUYORUZ

TTB Merkez Konseyi’nin çağrısıyla Türkiye’nin her yerinden hekimler Çanakkale Kaz Dağları Kirazlı Köyünde altın çıkarılmasına karşı bir araya geldi. 

25 Ağustos 2019’da Çanakkale Tabip Odası ev sahipliğinde bölgedeki madencilik çalışmalarının çevre ve halk sağlığına etkilerini kamuoyu ile paylaşmak üzere bir dizi etkinlik düzenlendi. 

Belediye Çalışanları Sosyal Tesisi’nde düzenlenen etkinlikte önce Prof. Dr. Coşkun Bakar ‘Çanakkale’de Metalik Madencilik Karşıtı Mücadele Süreci’, TTB Halk Sağlığı Kolu Yürütme Üyesi Dr. Ahmet Soysal ise ‘ Metalik Madenciliğin Halk Sağlığına Etkileri’ konulu birer sunum yaptılar. 

Çeşitli Tabip Odalarından gelen hekimlerle birlikte daha sonra maden işletmesinin bulunduğu Kirazlı Köyü maden işletmesinin önüne gittik. Burada TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman basın açıklamasını okudu. Daha sonra SU ve VİCDAN nöbeti alanına giderek ormanlarımızı korumak için nöbet tutan çevrecilerle buluştuk. Onlara teşekkürlerimizi ilettik.

 

BASIN AÇIKLAMASI
25.08.2019

DOĞAYI VE YAŞAMI SAVUNUYORUZ!
Kaz Dağları Türkiye’dir…

Yaşadığı yeri, taşı, toprağı, ağacı ve de çocukların geleceğini dert edip buraya gelen güzel insanları bir kez daha selamlıyoruz! Çanakkale’de 2010 yılından bu yana sürdürülen Kaz Dağları mücadelesi; hızla ve kısa sürede acımasızca kesilen 200 bin ağacın görüntüleriyle ülke gündemine oturmuştur.  Kaz Dağlarını ve Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağını koruma mücadelesi bu baskın tarzı doğa katliamına karşı Kirazlı bölgesinde ‘Su ve Vicdan’ nöbeti ile kararlılıkla sürdürülmektedir.

Maden arama ve çıkartmanın bir değerler bütünü içinde ve toplumun gereksinimleri doğrultusunda; toplumsal ve kamusal yararlar gözetilerek bilimsel doğrular içinde yapılması anlaşılabilir. Ancak, siyanür liçi yöntemi ile yapılan altın madenciliğinin ise toplumun gereksinimleri doğrultusunda ve toplumsal-kamusal yararlar gözetilerek yapıldığına inanmıyoruz. Üstelik madencilik açısından bu güne kadar ülkemizde gördüklerimiz ve yaşadıklarımız  ‘az yatırım ile çok para’ kazanma anlayışına sahip uluslararası şirketlerin ve yerel destekçilerinin gözü dönmüş doğa talanını unutturmamaktadır. Yalnızca 1 gram altın için 4 ton su kullanılması ve bir ton civa, arsenik, kadmiyum gibi ağır metallerden zengin atığın çıkması doğa ve insan adına itirazlarımız için yeterlidir. Ayrıca düşük verimli bu tip altın madenlerinde madenin ayrıştırılmasında siyanür kullanılmaktadır. Açık atık havuzlarında buharlaşan siyanür toprağa karışabilmektedir. Yoğun yağışlarda olabilecek olası atık havuz taşkınları ve Biga bölgesi fay hattından kaynaklanabilecek depremlerin yaratacağı atık havuzu çatlak ve çökmelerinin yeraltı, yer üstü su kaynakları ve toprak için büyük kirlilik riskleridir. Toprağına ve suyuna ağır metaller bulaşmış;  oksijen deposu orman alanları bir avuç para için yok edilmiş doğa ve tarih harikası bir alanın tekrar geri kazanılması ve telafisi mümkün olmayacaktır.

Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz. Özellikle siyanür liçi yöntemi ile çalıştırılan altın madenlerinin kirlettiği alanların eski haline dönmesi yüzyıllarca mümkün olmamaktadır. Meseleyi sadece kesilen ağaç-dikilen ağaç düzeyine indirgeyen cehalete sabrımız yoktur. Daha fazla beklemeyin! Daha çok zarar vermeden toplumun yararına olmayan bu projeden vazgeçin! Bu madenin ruhsatını ve Biga yarımadasında verdiğiniz onlarca maden arama iznini iptal edin. Çevresel Etki Değerlendirme raporlarının alınış biçiminden denetlenmesine kadar olan tüm işlemleri sağlık ve kamu yararı gözeterek yeniden düzenleyin!  Bölgesel bir dağ sistemi olan Kaz Dağlarının varlığı, biyolojik çeşitliliği her şeyden daha değerlidir. Kaz Dağlarında en az 800 bitki çeşidi olup; bunların 79’u endemik; yani dünyada sadece Kaz Dağlarında bulunan bitkilerdir. Üzerinde yaşayan böcek, kuş gibi canlılar ise henüz konuşmadığımız konulardır.

Bu doğa talanına onay veren hükümet yetkililerinin gerçekte kime hizmet ettikleri ortadadır. Demagojik söylemleri tarihsel sorumluluklarını ortadan kaldırmayacaktır.

Ülkenin dört yanından Cerrattepe, Hasankeyf, Munzur Dağları, Salda gölü ve pek çok dağ ve  dereden duyulan çığlıklara kulak verelim! Hemen önümüzde duran; avucumuzun içindeki cevheri; yeşili, ormanı, doğayı koruyalım.

Dünya Tabipler Birliği tarafından benimsenen “Çevresel Konularda Hekimlerin Rolü” Bildirgesi, hava, su ve toprak gibi insanlığın yaşam ve sağlık için gerekli ortak kaynaklarının korunması için hekim örgütlerinin sorumluluğunu vurgulamaktadır.

Bu ülkenin hekimleri olarak, vatandaşları olarak sağlığımızı ve yaşadığımız doğayı dikkate almayan talana karşı mücadelemizi ve bu mücadeleyi yapanlara desteğimizi sürdüreceğimizi buradan açıklıkla ilan ediyoruz.

DOĞAYI KATLETMEYİN; GELECEĞİMİZİ YOK ETMEYİN!

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ MERKEZ KONSEYİ BAŞKANI

Prof. Dr. Sinan ADIYAMAN

Yorumlara kapalı.