İŞ GÜVENCESİ, CAN GÜVENCESİ, YAŞAM VE ÇALIŞMA HAKKIMIZ İÇİN NÖBETTEYİZ!

İŞ GÜVENCESİ, CAN GÜVENCESİ,

YAŞAM VE ÇALIŞMA HAKKIMIZ İÇİN NÖBETTEYİZ!

KANDIRMACA DEĞİL HAKLARIMIZI İSTİYORUZ!

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bin bir emekle kazanılmış hekimlik mesleğinin icrasını değil sağlıkta şiddeti durduracak somut maddeler içeren yasalar çıkarmaya davet ediyoruz.

Her ne kadar kamuoyuna “Sağlıkta Şiddet Yasası” olarak sunulmaya çalışılsa da, hükümet tarafından “Torba Yasa” olarak TBMM’ye sunulmuş olan Teklifin 24. Maddesinde yer alan düzenlemenin Türk Tabipleri Birliği’nin ısrarla önerdiği Sağlıkta Şiddet Yasası Teklifi ile hiçbir ilgisi yoktur ve bu haliyle sağlıkta şiddeti önlemeye ilişkin hiçbir yeni düzenleme ve caydırıcılık getirmemektedir.

Oysa 2 Ekim 2018 günü meslektaşımız Dr. Fikret Hacıosman cinayetinin de gösterdiği gibi “sağlıkta şiddet” oyalamaya, kandırmacaya, göz boyamaya gelmeyecek kadar büyük ve ciddi bir sorundur. Bu nedenle öncelikle mevcut taslağa sağlıkta şiddet için caydırıcı olacak önerilerimizin bir an önce eklenmesini istiyoruz.

Türk Tabipleri Birliği, verdiği yasa teklifi ile sağlık hizmetinden kaynaklanan nedenlerle cebir, şiddet veya tehdit kullanan kişilerin iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını, sağlık hizmeti kesintiye uğramış ise belirlenen cezanın %50 oranında artırılmasını, verilen cezalarda hükmün açıklanmasının geriye bırakılmamasını ve bu cezaların adlî para cezasına çevrilmemesini istemişti.

Yine Halen komisyonda görüşülmekte olan yasa teklifinin 5. maddesi ise anti-demokratik rejimlerde bile rastlanamayacak kadar vahim bir içerik taşımaktadır.

Herhangi bir yargılama yapılmadan ve haklarında, mesleklerinin icrasının yasaklanmasını gerektiren bir suçtan dolayı mahkemeler tarafından  verilmiş bir ceza  olmayan hekimlerin, mesleklerini icra etme haklarının belirli süreyle tümüyle ortadan kaldırılması, devamında da neredeyse imkansız hale getirilmesi, hekimlik faaliyetinin ayrılmaz parçası olan tıbbi rapor düzenleme yetkisinin tümüyle ortadan kaldırılması hukuka aykırı, keyfi ve vicdan dışıdır.

Bir insanın hekim olup olmadığına, hekimlik yapıp yapamayacağına mezun olduğu okul, aldığı diploma ve mesleki yeterliliği üzerinden karar verilir. Mesleğini icra etmeye engel bir suç veya ceza olmadığı sürece de hekimliğini yapmaya devam eder. Hekimlik kamusal niteliği olan bir meslektir. Devlet güvenliğini ilgilendiren stratejik bilgi, durum ya da konumla herhangi bir ilgisi yoktur. Hekim hastasını hastalıklardan korumaya çalışır, muayene eder, tedavisini düzenler; gerekiyorsa ameliyatını yapar. Hipokrat’tan bu yana karşısındakinin “kimliğini, dilini, dinini, cinsiyetini, toplumsal konumunu” sorgulamadan ve ayrım yapmadan sağlık hizmeti sunmakla yükümlü olan biz hekimler, mesleğimizi icra ederken hiçbir erk tarafından ayrımcılığa tabi tutulmak ve mağdur edilmek istemiyoruz.

Kimler tarafından ve hangi kriterlerle düzenlendiği ve kimlerin karar verdiği açıklanmayan “Güvenlik Soruşturmaları” sonucunda hekimliğe yeni adım atacak gençlerin hayatını karartmaya çalışmak hukuksuzluğa, keyfiliğe, ayrımcılığa, ötekileştirmeye, eklenmiş kötücülüktür. Olağanüstü Hal dönemini sürekli OHAL rejimine dönüştürerek KHK ile ihraç edilenlere hiçbir hukuki norm uygulanmayacağını ilan etmek ve hekimliklerini ellerinden almak yöneticilik değildir. Bunun adı pür kötülüktür. Hukuksuzluğa, keyfiliğe, ayrımcılığa, ötekileştirmeye, vicdansızlığın eklenmiş halidir.

Kimi görevlilerin kişisel yorumuna dayalı olarak kamu görevinden ihraç edilen ya da güvenlik soruşturması olumsuz bulunan/bulunabilecek her hekim mevcut teklifteki tehdit ile karşı karşıyadır.

Bu madde göreve yeni başlayacak hekimleri etkilediği gibi halen görevleri başında bulunan tüm hekimlere karşı da bir tehdittir. Bu ülkede hekimlik yapma hakkının bu kadar hukuksuz ve keyfi kararlarla kolayca ortadan kaldırılması durumunda; diş hekimliği, eczacılık, avukatlık, öğretmenlik, mühendislik dahil hiçbir meslek mensubunun aldığı diplomanın, harcadığı emeğin önemi kalmayacaktır. Bu teklif yasalaşırsa kişilerin bu meslekleri kamuda ve hatta özelde icra edip edemeyeceğine, gerekçeleri belirtilmeyen, herhangi bir kanıta dayanmayan “Güvenlik soruşturmalarını” yazan kişiler karar verecektir. Bu yaklaşım en temel “vatandaşlık hakkının” ihlalidir.

Aynı Yasa Teklifinde “hastane döner sermayelerinin” yönetim yerini değiştirmenin, Şehir hastanelerinde işletmeci şirketlere vergi muafiyetini arttırmanın yanı sıra, aile hekimliğinde hak kayıplarına yol açan ve  Tabip Odalarının hekimliğin uygulanmasındaki etkisini sınırlamayı amaçlayan maddeler yer almaktadır.

Böyle bir anlayış kabul edilemez. Bu yöntem sürdürülemez. TBMM Sağlık Komisyonunda görüşülmekte olan taslak geri çekilmeli yerine hekimlerin ve toplumun taleplerine uygun, hukuku esas alan yasa maddeleri içeren yeni bir teklif getirilmelidir.

Hukukun geçerli olduğu bir ülkede uygulanması imkansız mevcut yasa teklifinin yasalaşmasını engellemek için bütün hekimler, sağlık çalışanları, yaşama ve çalışma hakkına sahip çıkan tüm yurttaşlar olarak var gücümüzle karşı durmaya, sesimizi her yere duyurmaya kararlıyız.

Dr. Mehmet Akif ALADAĞ

Eskişehir Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına

Bir yorum ekleyin