8 Mart Emekçi Kadınlar Günü

Değerli Basın Mensupları,

 

Bu yıl da 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde, Türkiye’de kadınlara karşı ayrımcılık ve eşitsizliğin derinleştiği, gündelik yaşam ve uygulamalarla yerleştiği, kadın cinayetlerinin sıradanlaştığı, kadının kamusal ortam ve çalışma yaşamından dışlanarak aileye hapsedilmeye çalışıldığı, çocuk yaşta evliliklerin yasal zeminin oluşturulduğu karanlık bir tabloyla karşı karşıyayız.

Günümüzde öne çıkan muhafazakarlık ve “güçlü aile” kavramları, ulusal ve dinsel kimlikleri araç olarak kullanmaktadır. Bir değer olarak sunulan “güçlü aile” temelde görev ve itaate dayanmaktadır. Bu yönüyle de kadın ve çocukları kişi olmaktan çıkarıp nesneleştirmektedir.

Ataerki ile neoliberalizmin işbirliği zemininde, sosyal devletin boşalttığı alanların kadının ev içi karşılıksız emeğiyle doldurulması meşrulaştırılmaktadır. Çalışma yaşamında kadın emeği, iş güvencesinden yoksun, esnek çalışma koşullarında ucuz emek gücü haline gelmektedir. Verilen siyasi popülist mesajlar, kadınların tek kariyerinin annelik olduğunu her geçen gün daha yüksek sesle vaaz etmektedir.

Muhafazakarlık ve neoliberal sağlık politikaları birlikteliğiyle, kadın sağlığını bütüncül ele alan yaklaşımdan çok annelik ile ilişkili sağlık hizmetleri öne çıkarılmıştır. Bilimsel olarak dayanaktan yoksun bir biçimde doğurganlığı teşvik eden bir politikaya geçilmiş, aile planlaması hizmeti ihmal edilmiş, kürtaj hizmeti fiilen verilemez hale gelmiştir. Kadın cinselliğinin üremeye indirgenmesi, kadınların cinsel sorunlarını görülmez hale getirmektedir.

Türkiye’de yaşamı şekillendiren ataerkil normlar, kadınların bedensel sağlığının yanı sıra ruhsal sağlığını da bozmakta, kadını eve hapsetmekte, farklı sosyal ve cinsel kimliklerin yok sayılmasına yol açmaktadır.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, ataerkil yapının doğasında taşıdığı eşitsizlik sonucu ortaya çıktığı kabul edilmelidir. İtaate dayalı güçlü aile modeli, günümüzde kadına yönelik şiddet olgularını artıran nedenlerin başında gelmektedir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde, cezasızlık ya da kısasa kısas ilkesine dayalı uygulamalar (kastrasyon gibi) değil, toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alan uluslararası düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Konuya ilişkin politikaların oluşturulmasında sorunun yapısal kaynaklarına odaklanılarak zihniyet dönüşümünü de içeren bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu bağlamda; Türkiye’nin de imzaladığı uluslararası metinler, Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve İstanbul Sözleşmesi ile ulusal mevzuattaki 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkili bir biçimde uygulanmalıdır.

Kadına yönelik her türlü baskıya, şiddete ve ayrımcılığa karşı bütüncül bir mücadeleyi sürdürme kararlılığımız her şeye rağmen sürmektedir. Kadınların sağlık hakkı için hep birlikte, elele haykırıyoruz: Yaşasın kadın dayanışması!

 

Dr. Mehtap YILDIZ

Eskişehir Bilecik Tabip Odası

Yönetim Kurulu Adına

Yorumlara kapalı.