Hekime Yönelen Şiddette Hukuki Çalışmalar

Hekime Yönelen Şiddette Hukuki Çalışmalar*

(Sağlıklı ve Güvenli Koşullarda Çalışma Hakkı, Hakkın gerçekleştirilmesinde Sorumlular, olası Müdahale Türleri)

Başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarına yönelen şiddet olaylarında ciddi bir artış gözlenmektedir. Bu nedenle sağlık çalışanları için sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarının oluşturması acil gereksinim haline gelmiştir.

Çalışmamızda bu alanda sürdürülen çalışmalara katkı sağlayabilmek amacıyla;

Hekimlerin çalışan olmaktan kaynaklanan sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı,

Sağlıklı ve Güvenli Çalışma Koşullarının ihlalinde idarenin hizmet kusuru ve işverenin hukuki sorumluluğu,

Kamu kurum ve kuruluşlarının, amirlerin ve güvenlik görevlilerinin çalışma güvenliğinin sağlanmasındaki görevleri

Hekime yönelen şiddetin türleri,

Hekimlere yönelik şiddet eylemlerini gerçekleştirenler hakkında başlatılacak hukuki süreçte kamu kurum ve kuruluşlarının rolü,

Öneriler,

başlıkları altında düşüncelerimiz sunulacaktır.

I- HEKİMLERİN(SAĞLIK PERSONELİNİN) SAĞLIKLI VE GÜVENLİ KOŞULLARDA ÇALIŞMA HAKKI

Hekimler, çalışan olmaktan kaynaklanan güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkına sahiptir. Sağlık çalışanlarına yönelen şiddet ise bu hakkı ihlal etmektedir.

Sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı gerek uluslararası sözleşmeler, gerekse Anayasa ve diğer hukuksal düzenlemeler ile güvence altına alınmıştır. 26 Şubat 1965 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından 18 Ekim 1961 tarihinde imzalanan ve 16 Haziran 1989 tarihinde onaylanan Avrupa Sosyal Şartı’nın II. bölümünün 3. maddesiyle akit taraflar, tüm çalışanların güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkını etkili bir biçimde kullanabilmesini sağlamakla yükümlü kılınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 23. maddesinde herkesin elverişli koşullarda çalışma hakkı olduğu düzenlenmiştir. Yine Türkiye tarafından onaylanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 7. maddesinde taraf devletlerin adil ve elverişli çalışma koşullarından yararlanma hakkını kabul ettiği ve bu hakkın güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarını kapsadığı ifade edilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 48. maddesinde devletin çalışanları korumakla yükümlü olduğunun altı çizilmiştir.

Devlet, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarını bütün çalışanlar yönünden oluşturmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğü kamu sağlık kuruluşlarında doğrudan, özel sağlık kurum ve kuruluşları açısından ise iş güvenliği ve sağlığı için gerekli politikaların oluşturulması ve denetimlerin yapılması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Nitekim Türkiye tarafından 07.01.2004 tarihinde onaylanan Uluslararası Çalışma Örgütü İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 Sayılı Sözleşme’nin 4. maddesinde üye devletlerin çalışma ortamında bulunan tehlikelerin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına ilişkin politikaları belirlemesi gerektiği, 161 sayılı İş Sağlığı Hizmetlerine İlişkin Sözleşme ile de üye devletlerin bu politikaların uygulanmasını sağlamakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir. Ulusal mevzuatımızda bu durum İş Kanunu’nun 77. maddesinde işverenin idare tarafından belirlenen söz konusu politikalara uyarak iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almak zorunluluğu olarak düzenlenmiştir.

Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı, çalışanlar için bir hak olmanın yanı sıra bir kamu hizmeti olarak sunulan sağlık hizmetinin ve hasta haklarının da gereğidir. Kamu hizmeti genel ve kollektif ihtiyaçları karşılamak ve tatmin etmek, kamu yararını sağlamak için icra edilen ve umuma arz edilmiş bulunan düzenli ve sürekli faaliyetler olarak tanımlanmaktadır.[1] İdare kamu hizmetlerini şartlara ve gereksinimlere göre en uygun, bu gereksinimleri karşılayacak şekilde ve istikrarlı olarak yönetilenlere sunmak, yönetilenlerin bu hizmetlerden gereği gibi faydalanmasını sağlamak zorundadır. Böylece hekimlerin güvenli çalışma koşullarında sunacağı sağlık hizmeti, tedaviye ulaşma ve sağlık hakkının bir diğer deyişle hasta haklarının korunmasını da beraberinde getirecektir.

II- SAĞLIKLI VE GÜVENLİ KOŞULLARDA ÇALIŞMA HAKKININ İHLALİNDE İDARENİN HİZMET KUSURU VE İŞVERENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

a. İdarenin Hizmet Kusuru

Tabip odalarının sağlık personeline yönelen şiddetle ilgili çalışmaları; idarenin yürütmekle görevli olduğu kamusal sağlık hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde ve işleyişindeki ortaya çıkan bozukluk, aksaklık ve boşluğun hekimlere yönelen şiddetin kaynaklarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bozukluk ve aksaklık idarenin hizmet kusurunu oluşturmaktadır. Öğretide hizmet kusuru;” idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir amme hizmetinin ya kuruluşunda, tanzim ve tertibinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde-gereken emir, direktif ve talimatın verilmemesi, nezaret, murakabe, teftişin icra olunmaması, hizmete tahsis olunan vasıtaların kıyafetsiz, elverişsiz, kötü olması, icap eden tedbirlerin alınmaması, geç, vakitsiz hareket edilmesi, şeklinde tecelli eden- bir takım aksaklık, aykırılık, bozukluk, intizamsızlık, eksiklik, sakatlık arz etmesidir.[2]  şeklinde tanımlanmaktadır.

Danıştay kararlarında da, idarenin kurumdaki hizmetin işleyişi ve sunumunun gerektirdiği her türlü önlemi alması gerektiği, bu yükümlülüğe aykırı davranışın idarenin hizmet kusurunu oluşturacağı kabul edilmiştir. Danıştay 10. Dairesi bir kararında; hastanede yatan bir hastanın, hastanenin güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle maruz kaldığı saldırıda “…emniyet ve güvenlik hizmetleri gibi sağlık hizmetleriyle yakından ilgisi bulunan birçok hizmetin gereği gibi yerine getirilmesiözellikle hastanede yataklı tedavi görmekte olan hastaların yangın, deprem, silahlı saldırı gibi her türlü tehdit ve tehlikeye karşı huzur ve güven içinde bulunabilmeleri için gerekli emniyet ve güvenlik tedbirlerinin alınmasıhastane yönetiminin önem arz eden görevlerindendir” gerekçesiyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğuna karar vermiştir.

Kamu sağlık kuruluşlarında, silahlı ya da silahsız her türlü saldırıyı önleme, güvenliği sağlama konusunda idareye verilen ödev yalnızca hastalarla sınırlı olmayıp hastalara sağlık hizmetini sunan bütün personelin de güvenliğinin sağlanması, hukuka aykırı saldırılara karşı korunması da bu ödevin içinde yer almaktadır.

Özel sağlık kurum ve kuruluşları bakımından da bu kuruluşlarda verilen sağlık hizmetinin işleyişinin denetimi idarenin görevidir. Yargı kararlarında denetim görevinin yerine getirilmemesinin de hizmet kusurunu oluşturduğu kabul edilmektedir.

Sonuçta hukuksal düzenlemeler ve yargı kararları aynı zamanda hekimlerin bir çalışan olarak güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olma haklarının sağlanmasının ve denetiminin idarenin ödevi olduğunu, bunun yerine getirilmemesi halinde idarenin oluşan zarardan sorumlu tutulacağını ortaya koymaktadır.

b. İşverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemlerinin Alınması Açısından Hukuki Sorumluluğu

Yukarıda da aktarıldığı gibi sağlık kurum ve kuruluşlarında işveren iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bu yükümlülüğe aykırı davranış işverenin hukuki sorumluluğunu doğuracaktır. Sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlere yönelen saldırılar sonucunda hekimin zarar görmesi halinde özel kuruluşlar yönünden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında iş kazası olarak nitelendirilebilecektir. Çünkü 5510 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde “iş kazası işçinin işyerinde bulunduğu sırada… meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olay” şeklinde tanımlanmıştır.

Özel sağlık kuruluşlarında 5510 sayılı Yasa gereğince hekimin hasta ya da hasta yakınları tarafından işyerinde saldırıya uğraması nedeniyle meydana gelen zararın Sosyal Güvenlik Kurumu’nca karşılanması gerekmektedir. Kurum tarafından karşılanmayan zararlar için işverenin gözetim borcuna aykırılık nedeniyle sorumluluğuna gidilebilecektir.

III- KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ, AMİRLERİN VE GÜVENLİK GÖREVLİLERİNİN ÇALIŞMA GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASINDAKİ GÖREVLERİ

Sağlık çalışanlarına yönelen saldırılarda güvenlik tanımı, şiddetin önlenmesiyle birlikte saldırıyla karşılaşılması durumunda çalışanlarının korunmasını da kapsamaktadır.

a) Özel Güvenlik Birimleri: Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği hükümlerine göre başhekim ve hastane müdürü kurumun düzenini korumak, gerekli emniyet tedbirlerini almakla görevlidir. Aynı Yönetmeliğin 177. maddesinde sağlık kurumlarında güvenlik hizmetlerinin kurum bünyesinde güvenlik birimi kurularak ya da satın alma yoluyla gördürülebileceği düzenlenmiştir.

Kurumlardaki güvenlik hizmetlerinin gördürülmesi ise 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun çerçevesinde yürütülmektedir. Yasa kapsamında istihdam edilen güvenlik görevlileri kurum ve tüm çalışanların güvenliğini, korunmasını sağlamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülük nedeniyle Yasa istihdam edilen güvenlik görevlilerine bazı yetkiler vermiştir. Anılan yetkilerin önemlilerinden biri de 7. maddede düzenlenen kişinin vücudu ve sağlığı bakımından mevcut bir tehlikeden korunması amacıyla yakalama yetkisidir. 8. maddeyle de güvenlik görevlilerinin yakalama yetkisini kullanmasını gerektiren olaylarda genel kolluğa haber verme zorunluluğu öngörülmüştür.

Sağlık çalışanlarına yönelen saldırılar da çalışanların vücudu ve sağlığı bakımından tehlike oluşturduğundan güvenlik görevlilerinin saldırganları yakalama yetkisi ve genel kolluğa haber verme ödevi bulunmaktadır.

Güvenlik görevlilerinin denetimi ise Hastane başhekimine aittir. Çünkü Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’ne göre kurumun idari amiri başhekimdir. Ayrıca güvenlik hizmetlerinin satın alma yoluyla gördürülmesi halinde de güvenlik şirketleri ile kurum adına Başhekim sözleşme imzaladığından sözleşmeye uyulup uyulmadığının denetimi de yine Başhekim tarafından yapılmalıdır. Öte yandan güvenlik hizmetlerinin 5188 sayılı Yasa kapsamında yürütülüp yürütülmediğinin denetimi Yasa’nın 22. maddesi gereğince mülki idare amirine aittir.

b) Hastane Polisi: Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarından olan hastanelerde aynı zamanda o bölge karakoluna bağlı bir veya birkaç görevli polis memuru hastane polisi olarak görevlendirilmektedir. Hastane polisi daha çok adli vakalara ilişkin işlemleri yürütmekle birlikte bu personelin hastanenin güvenliği konusunda da müdahalede bulunma yetki ve görevi bulunmaktadır. Zira Polis Vazife ve Salahiyet Kanunun’da polisin temel görevi genel güvenliği sağlamak, kamu, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korumak, halkın ırz, can ve malını korumak, kamunun istirahatını temin etmek olarak belirlenmiştir. Polis Vazife ve Salahiyat Nizamnamesi ile de polisin yükümlülüklerine bir tecavüz olması halinde gerekli işlemleri yapmaya mecbur olduğu düzenlenmiştir. Bu nedenle sağlık kurumlarında çalışanlara yönelik adli bir durumun olduğunu gören hastane polisinin müdahale etmesi, gerektiğinde ilgili birimlerden yardım istemesi bir yükümlülüktür.

Nitekim Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan 12.06.2002 gün ve 2002/897 sayılı Genelge’de hastanelerin disiplinin sağlanması, güvenlik önlemlerinin alınması ve meydana gelebilecek olayların önlemesinin hastane yönetiminin görevi olduğu belirtilmiş ancak hastane yönetimi tarafından yardım istenmesi halinde olaya müdahalede bulunacağı ve olayın boyutlarına göre bağlı olunan amire bilgi verileceği düzenlenmiştir. Genelgenin devamında hastane polislerinin genel güvenliği sağlamak zorunda olduklarının altı çizilerek meydana gelen olaylarda gerektiğinde yardımcı kuvvet isteneceği belirtilmiştir.

Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiği bölgelerde ise gerekli önlemleri almak Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürü ile Sağlık Bölge Başkanlarının görevidir. Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirildiği Bölgelerde Hizmetin Yürütülmesine Dair Yönetmelik hükümleri gereğince anılan amirler hizmetin yürütümünden ilk derece sorumlu olan kişilerdir.

Aile hekimliği hizmetinin verildiği bölgelerde hekimin güvenliğinin sağlanması yükümlülüğü, mülki idare amiri ile il sağlık müdürlerine aittir. Zira hekimin görevinin gereklerine uygun hareket edip etmediğinin denetimini yapmakla görevli amirlerin aynı zamanda hekimin sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını da sağlamak zorunda oldukları düşünülmektedir.

Aynı şekilde özel sağlık kurum ve kuruluşlarında da işveren güvenlik önlemlerinin alınması ve denetiminden sorumludur.

Öte yandan 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesi gereğince il sınırları içerisinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının sağlanması valinin görev ve ödevi olup Vali ildeki tüm genel ve özel kolluk kuvvetlerinin amiri olduğundan güvenlik önlemlerinin alınmasından birinci derecede sorumludur.

IVHEKİME YÖNELEN ŞİDDETİN TÜRLERİ

Hekimlere yönelik şiddetin nedenleri ve önlenmesine ilişkin yapılan çalışmalarda, hekimlerin görevlerini yaparken sözel, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldıkları, şiddetin yoğun olarak kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlere yöneldiği saptanmıştır. [3]

Genel olarak Türk Ceza Kanunu’nda, meslek mensuplarına yönelik saldırılara ilişkin özel düzenlemeler yer verilmemiştir. Ancak bu saldırılar kamu görevlisine görevi nedeniyle işlenmiş ise ağırlaştırıcı unsur olarak düzenlenip cezanın arttırılması yoluna gidilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda “Adliye Aleyhine İşlenen Suçlar” bölümünde yargı görevi yapanlar bakımından, yargılama hizmetini etkilemeye yönelik hukuka aykırı davranışları cezalandıran bir düzenleme yapılmıştır. Madde gerekçesinde korunan hukuki yararın kamunun yararı olduğu belirtilmiş bu nedenle ayrı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir.

Hekimlere yönelen eylemler aynı zamanda sağlık hizmetinde aksamaya neden olduğundan kamu sağlığına da yönelmektedir. Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği tarafından kamu sağlık personelini etkileme ve kamu sağlığını kesintiye uğratma başlığı altında Türk Ceza Kanunu ek madde önerisi hazırlanmış ve bu kapsamda suç oluşturan eylemler için ayrı bir maddede yaptırım önerisi ilgili komisyonlara iletilmiştir.

Hekimlere yönelen şiddet eylemleri türüne göre Türk Ceza Kanunu(TCK) kapsamında değişik suç türlerini oluşturmaktadır.  Kanun’daki genel hükümler çerçevesinde eylemlerin ihlal ettiği olası suç türlerine göre oluşturulan başlıklar altında  kısa açıklamalarımıza yer verilecektir.

a.  Öldürme Suçunu Oluşturan Eylemler

Ateşli silah ya da kesici aletlerle, tek başına ya da toplu fiili saldırılar yoluyla –dövme gibi- , ciddi yaralanmalar sonrasında ölümlü sonuçların meydana gelebildiği görülmektedir. Bu eylemler TCK’nın 81 ve devamı maddelerinde düzenlenen öldürme suçunu oluşturmaktadır. Kasten, ihmali davranışla ve taksirle işlenebilen öldürme suçunun kovuşturması şikayete bağlı değildir. Öldürme suçu için Kanun’da kasten, ihmali davranış ya da taksirle işlenmesine göre değişen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile hapis cezası öngörülmüştür.

b. Yaralama Suçunu Oluşturan Eylemler

Hekimlerin silah, kesici alet, fiili saldırı ile yaralanması hali Kanun’un 86 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. Yaralama suçu da kasten, ihmali davranışla, neticesi sebebiyle ağırlaşmış ve taksirle yaralama şeklinde düzenlenmiştir. Kanun’un 89/5. maddesine göre taksirle yaralama suçunun kovuşturulması ve soruşturulması şikayete tabidir. Kasten ve bilinçli taksirle gerçekleşen yaralama suçlarının soruşturulması ve kovuşturulmasında ise şikayet koşulu aranmamaktadır. Kasten, ihmali davranışla, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamada hapis cezası, taksirle yaralamada ise hapis cezası veya adli para cezası öngörülmüştür.

c. Hakaret Suçunu Oluşturan Eylemler

Hekimlere onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikteki bir fiil ya da olgu isnat edilmesi, bu eylemin sövme suretiyle işlenmesi de Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturmaktadır. Kanun’un 131/1. maddesi gereğince kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması kamu görevlisinin şikâyetine bağlı değildir. Bu suç için hapis ya da adli para cezası öngörülmüştür.

d. Tehdit Suçunu Oluşturan Eylemler

Hekimin ya da yakınlarının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, malvarlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden bahisle tehdit edilmesi eylemi de Kanun’un 106. maddesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturmaktadır. Malvarlığına zarar verilmesine yönelik tehdit dışındaki eylemlerde Kanun şikayet koşulu aramamaktadır. Malvarlığına yönelen tehdit için hapis veya adli para cezası, bunun dışındakiler için ise hapis cezası öngörülmüştür.

e. Cebir Suçunu Oluşturan Eylemler

Hekimlere yönelik saldırılar içinde hekimden “bir şeyi yapmasını” ya da “yapmamasını” veya “kendisinin yapmasına izin vermesini” sağlamak amacıyla zor kullanıldığı durumlar da olabilir. Bu durumu ve cezai yaptırımını Kanun’un 108. maddesi düzenlemektedir. Kanun cebir suçu için de şikayet koşulu aramamaktadır. Bu suç türü ise kasten yaralamanın ağırlaştırıcı unsuru olarak düzenlenmiştir.

V- HEKİMLERE YÖNELİK ŞİDDET EYLEMLERİNİ GERÇEKLEŞTİRENLER HAKKINDA BAŞLATILACAK HUKUKİ SÜREÇTE KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ ROLÜ

Tüm önlemlere rağmen güvenliğin sağlanamaması ve sağlık çalışanlarının saldırıya uğraması halinde idarenin yükümlülükleri değişerek devam etmektedir. Şöyle ki;

Hekimlere yönelen ve suç oluşturan eylemler, kamu hizmetinin sunumunda aksaklığa ve bozukluğa neden olduğundan ve aynı zamanda kamu hizmetinin ifası nedeniyle gerçekleştiğinden hukuken şiddetin hekimin yanı sıra kamuya da yöneldiğinin kabulü gerekmektedir. Kamu görevlilerine yönelik saldırıları Türk Ceza Kanunu’nun ağırlaştırıcı neden olarak düzenleme amacını da bu yöneliş kapsamında değerlendirmek zorunludur. Çünkü hekime yönelik şiddet doğrudan kamu görevinin yerine getirilmesini engellemekte ve kamu hizmetini, hizmetin sürekliliğini aksatmakta ve sakatlamaktadır. Dolayısıyla hekimlere yönelik saldırılarda kamu menfaatinin de ihlal edildiği ve hekimin şahsi zararının yanında idarenin de zararının ortaya çıktığı bir başka anlatımla idarenin hekimlere yönelen suçlarda mağdur olduğu düşünülmelidir. Bu durumun da hekimlere yönelen ve suç oluşturan eylemler hakkında başlatılacak/başlatılan hukuki süreçte iki sonucu olmaktadır:

İlki idarenin de hekime yönelen ve soruşturulması şikayete bağlı suçlarda şikayetçi olarak adli mercilerin harekete geçmesini sağlama yükümlülüğü,

ikincisi ise açılacak davaya katılma olanağıdır.

Ceza Muhakemesi Kanunun 237. maddesine göre yalnızca suçun mağduru olan değil suçtan zarar gören tüzel kişiler de kovuşturma evresinin her aşamasında ve yargılama sırasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Bunun yanında kamu görevlilerine yönelik bazı suçlar için bu katılımın özel olarak düzenlendiği de görülmektedir.

İdarenin bildirim ve şikayet görevi aynı zamanda Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin korunması hakkının da gereğidir. Bireylerin hak sahibi olmasının anlamlı hale gelebilmesi devletin koruma fonksiyonuna ulaşabilmesine ve koruyucu mekanizmaları harekete geçirebilmesine bağlıdır. Anılan maddenin bu yönüyle hekimlere yönelik saldırılar yönünden idarenin (hastane başhekimliği, il sağlık müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı, Valilik gibi) harekete geçmesini zorunlu kıldığı düşünülmektedir.

Sağlık mevzuatı yönünden konuya baktığımızda da amirlerin kamu görevlisi hekimleri şiddete karşı koruma ve koruyucu mekanizmaları harekete geçirme görevinin bulunduğu görülmektedir. Nitekim yukarıda açıklandığı üzere Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği hükümlerine göre başhekim kurumun düzenini sağlamak, hastane müdürü ise gerekli emniyet tedbirlerini almakla görevli kılınmıştır. Yine Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Yönerge’nin 7. maddesinin (g) bendiyle; il sağlık müdürlerinin sağlık kuruluşlarının hizmetlerini denetleyerek aksayan yönlerin giderilmesi için gerekli önlemleri almak ve bu amaçla personeli desteklemek görevi bulunmaktadır. Aynı Yönerge’nin 15. maddesinde Tıp Meslekleri ve Özel Tanı-Tedavi Merkezleri Şube Müdürlüğü’nün görevleri sayılırken (j) bendinde; “Çalışanların sağlığını koruma ve geliştirme hizmetlerini yürütmek, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde mevcut durumu saptamak, gerekli tedbirleri almak ve aldırmak” düzenlemesine yer verilmiştir.

Yasalarca amir olarak yetkilendirilen kişilerin görevleri kapsamında sağlık hizmetinin düzenli ve etkin işleyişini sağlamak amacıyla saldırganlar konusunda işlem yapmaması durumunda ise bu kişiler yönünden TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağı düşünülebilir. Zira kamu düzenini sağlamakla görevli amirler bu görevlerini yerine getirmemeleri durumunda hem hekimlerin mağduriyetine hem de kamunun zararına neden olacaklardır.

Yine Adli Kolluk Yönetmeliği’nde belirtildiği gibi adli kolluk görevlileri kendilerine yapılan bir suça ilişkin ihbar, suçüstü hallerinde gerekli işlemleri başlatmakla görevlidirler. Bu nedenle hastane polisi kendisine bildirilen ya da kendisinin tanık olduğu adli vakalarla ilgili gecikmeksizin işlem yapmak ve ilgili birimlere bilgi vermek zorundadır. Bu yükümlülüğe aykırılık da yine 257. maddede düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır.

Bu süreçte Türk Tabipleri Birliği, Tabip Odaları ve uzmanlık derneklerinin de yer alabileceği düşünülmektedir. Zira hekimlerin hak ve yararlarını korumak amacıyla hareket eden Birlik, Odalar ve Derneklerin açılacak davaya katılma ve şikayetçi olma haklarının varlığı kabul edilmelidir. Nitekim gerek Türk Tabipleri Birliği gerekse bir kısım Tabip Odalarımız tarafından hekimlere yönelik şiddetle ilgili yargılama davalarının bazılarında katılma talepleri kabul edilmektedir.

VI- ÖNERİLER

–          Hekimlere yönelen şiddetin önlenmesi için çok yönlü çalışmalar yapmak üzere konunun tarafları olan Sağlık Bakanlığı, Türk Tabipleri Birliği, illerde Tabip Odaları, İl Sağlık Müdürlükleri ile Mülki amirlerinin ve diğer sağlık meslekleri örgütlerinin içinde yer alacağın platformların oluşturulması önerilebilir.

–          Hekimlerin şiddete uğradıklarında izleyebilecekleri yöntemleri gösterir bir bilgilendirici rehber hazırlanıp, hekimden şiddete uğradığında gecikmeksizin idareye, Tabip Odası’na bildirimde bulunması istenebilir.

–          Sağlık Bakanlığı’na çalışanların sağlık ve güvenli koşullarda çalışma hakkındaki sorumluluğu hatırlatılarak,  kamu kurum ve kuruluşlarında görevli amirlerin, çalışanların saldırılara karşı korunması, güvenlik önlemlerinin alınmasındaki görev ve yükümlülükleri ile şiddetin gerçekleşmesi halinde izleyecekleri yöntemi gösterir bir yazının kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilmesi talep edilebilir.

–          Yine Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın işbirliği halinde kurum ve kuruluşlarda çalışan güvenlik görevlileri ile hastane polislerinin suç oluşturan eylemlerin bildirimi, tanık olunması halinde izleyecekleri yöntemi belirtir yazının hazırlanarak sağlık kurum ve kuruluşlarına gönderilmesi istenebilir.

–          Valiliklerden,  kamu güvenliğinin sağlanması ve korunması görevi kapsamında sağlık çalışanlarının hakları hatırlatarak hastanelerde gerekli tedbirlerin alınmasını, özel güvenlik hizmetlerinin 5188 sayılı Yasa’ya uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin denetiminin yapılması istenebilir.

–          Özel sağlık kurum ve kuruluşları yönünden sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarının sağlanmasında Sağlık Bakanlığı ile iş sağlığı ve güvenliği önlemleri bakımından da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yükümlülükleri hatırlatılıp yerine getirilmesi istenilebilir,

–          Tabip Odaları kendilerine bildirilen şiddet olayları hakkında il valisi, il sağlık müdürlüğü, Cumhuriyet Başsavcılıkları ile görüşerek hukuki sürecin izlenmesi konusunda talepte bulunabilecekleri gibi, gerekirse hukuki sürece müdahil olarak da katılabilirler. Tabip Odalarına bu çalışmalarda rehber olmak üzere yönlendirici bir metin hazırlanıp iletilebilir.

–          Tabip Odaları kendilerine bildirilen şiddet eylemleri hakkında Türk Tabipleri Birliği’ne bilgi iletilmesi hem sürece müdahale ve hem de şiddet olaylarının görünür kılınması için önem taşımaktadır

–          Türk Tabipleri Birliği’nin şiddetin sağlık personeline ve sağlık hizmetine olumsuz etkilerinden yola çıkarak hazırladığı madde önerisi benzeri bir düzenlemenin yapılması ve kamuoyu tarafından bilinir hale getirilmesi önleyici çalışmalar açısından katkı sunabilecektir.

                                                                                                    TTB HUKUK BÜROSU

*Hazırlayanlar: Av. Ziynet Özçelik- Semra Demir.


[1] Sıddık Sami ONAR, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt 1, 3. Bası, İstanbul, 1952

[2] SARICA, Ragıp, Hizmet Kusuru ve Karakterleri, İÜHFM Cilt 15,1949, s.858

[3] Ankara Tabip Odası’nın, Hekimlere-Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet, 12.03.2008 tarihli çalışması ile Gaziantep -KilisTabip Odasının Sağlık Sektöründe Şiddet Raporu-ı, Nisan 2008 tarihli çalışması

Yorumlara kapalı.