Meslektaşımız Dr. Aynur Dağdemir’i Anıyor, Şiddetin Her Türüne Karşı Dayanışmayı Büyütmeye Çağırıyoruz

Değerli Basın Emekçileri Değerli Kamuoyu,   19 Kasım, sağlık emekçilerinin ve kadınların yaşam hakkının korunamadığı ülkemizde, giderek derinleşen şiddet sarmalının en ağır biçimlerinden birini yeniden hatırladığımız acı bir gündür biz kadın hekimler için. Bugün hem Samsun’da sekreterini eski eşinin şiddetinden korumaya çalışırken katledilen meslektaşımız Dr. Aynur Dağdemir’in bizden koparılışının 10. yıl dönümü hem de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet ve kadına yönelik şiddette yitirdiklerimizi andığımız ve şiddete karşı hep beraber sesimizi yükselttiğimiz bir gün. Her geçen gün yaşamın her alanında yükselen şiddet dalgası normalleşirken, sağlık çalışanlarının, özellikle de kadınların güvensiz çalışma alanlarında maruz kaldıkları şiddet artarak daha görünür hale geliyor. Ancak tüm yitirdiklerimize rağmen hala etkili önlemler alınmıyor, yeni kayıplar, acılar yaşıyoruz. Alanya’da Dr. Melek Bağçe, Nizip’te Dr. Feray Balkan, İstanbul’da Hemşire Sibel Kavılı, Mersin’de Hemşire Ayfer Kaya, Denizli’de Hemşire Hülya Tortop, Bursa’da Diş Hekimi Yasemin Uludağ Çetin, Adana’da Hemşire Saniye Arslan ve Ebe Ayşe Merve Sağ. Hepsi boşanma veya ayrılık süreçlerinde erkek şiddetiyle yaşamdan koparıldı. Onları unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız! Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sadece sağlık sisteminin sağlık personelini yalnızlaştırarak korunaksız bırakması sonucu değil; kadınlara yönelik toplumsal şiddetin, eşitsizliğin ve değersizleştirmenin bir yansıması olarak da karşımıza çıkıyor. Şiddet artık kadınları ıssız sokaklarda değil, en güvenli olması gereken alanlarda bile kolayca buluyor. Kadınların evinde, işyerinde ve sokaklarda şiddet tehdidi altında yaşadığı bir ülkede, sağlık alanının da güvenli olmasını beklemek giderek imkânsız hale geliyor. Kadınları yoksullaştıran, güvencesizleştiren ve aile içine hapsetmeyi hedefleyen; eşitsizlikleri derinleştirip değersizleştiren politikalar, onları hem evde hem işte hem de kamusal alanda sistematik şiddet riskiyle sürekli karşı karşıya bırakıyor. Giderek yaygınlaşan şiddet dilinin, cezasızlığın, üzeri örtülen şiddet verilerinin, alınan siyasi kararların ve uygulanması hedeflenen yeni politikaların da sürekli yükselen toplumsal şiddeti daha da besleyeceğini görüyoruz. 2025’i “Aile Yılı” ilan ederek, nüfus politikalarını gündeme alarak, medeni haklar, nafaka ve miras haklarını tartışmaya açarak kadın bedeni üzerinde tahakküm kurmaya çalışmaktan hiç vazgeçmeyen, kadını sadece “aile içinde” tanımlayan iktidar politikaları, eşitsizlikleri derinleştirerek kadına yönelik şiddetin hem görünmez hale gelmesine hem de artmasına ve meşrulaşmasına zemin hazırlıyor. Son dönemde hazırlanan 11. Yargı Paketi, LGBTİ+ bireylerin görünmez kılınması, haklarının geriletilmesi ve varoluşlarının kriminalize edilmesi yönünde düzenlemeler içeriyordu. Her ne kadar kadınlar ve LGBTİ+ bireylerin mücadelesi sonucunda bu düzenlemeler geri çekilmiş olsa da toplumun bir kesimini hedef alan politikalar devam ediyor. Bu adımlar, şiddetin meşrulaştırılmasına ve ayrımcılığın normalleşmesine zemin hazırlıyor. Böylece LGBTİ+ bireylere yönelik nefret iklimi büyürken, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddet tüm alanlarda daha da derinleşiyor. Bizler, 19 Kasım’da meslektaşımız Dr. Aynur Dağdemir’i anarken şunu hatırlatmak istiyoruz: Şiddetin sağlıkta, evde, sokakta, siyasette ve medyada normalleştirildiği bu dönemde, şiddetin her türüne karşı ses çıkarmak, dayanışmayı büyütmek ve kadına karşı şiddeti önleyici politikaların hayata geçirilmesini ısrarla talep etmek zorundayız. Bu nedenle, yaklaşan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde tüm kadın örgütleriyle herkesi; kadınlara, LGBTİ+ bireylere, sağlık emekçilerine, çocuklara, doğaya, hayvanlara ve tüm topluma yönelen bu şiddet düzenine karşı hep birlikte, daha güçlü bir şekilde ve gür bir sesle yan yana gelmeye, mücadele etmeye çağırıyoruz. Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu

Devamını okuyun...

Dr. Osman Çetinkaya’yı ve Tüm Sumud Aktivistlerini Serbest Bırakın! Soykırımı Durdurun!

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Bugün burada insanlığın yüzakı, onuru ve vicdanı Sumud Filosu’nun aktivistlerine dayanışma duygularımızı iletmek, hukuk dışı alıkoymayı bir an önce durdurması, dostlarımızı bir an önce serbest bırakması ve soykırımı sonlandırması için İsrail Hükümeti’ne seslenmek için bulunuyoruz. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Gazze’de soykırım yapıyor. En az 66000 insan öldürüldü, en az 170000 yaralının olduğu biliniyor. 2 milyon insan göçe zorlandı. Çocuklar açlık nedeniyle ölüyor, açlık bir silah olarak kullanılıyor. Barınma zorluğu, susuzluk, hastalıklar, tedavi olamama çok büyük sorunlar. Okullar, hastaneler bombalanıyor, sağlık çalışanları öldürülüyor, hapishanelere atılıyor. Tüm bu zulüme karşı 2 yıldır dünyanın dört bir yanında insanlar, eylemler yapıyor, bu insanlık suçunu lanetliyor, soykırımın durdurulması için haykırıyorlar. Sumud Filosu da, İsrail’in Filistin’e uyguladığı soykırımı daha görünür kılmak ve küresel ablukaya isyan etmek için 31 Ağustos’ta Barselona’dan yola çıktı. Tüm dünya filonun bu onurlu yolculuğunu yaklaşık bir aydır, kalplerimiz onlarla birlikte atarak izliyorduk, izliyoruz. İsmini Arapçada “kararlılık” demek olan olan Sumud kelimesinden alan, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasını barışçıl yollarla aşarak bölgeye insani yardım ulaştırmayı amaçlayan 46 ülkeden 490 aktivisti taşıyan Sumud Filosu insanlığın onuru ve vicdanıdır. Sumud Filosu hepinizin yakından takip ettiği üzere, 1 Ekim gecesi İsrail savaş gemileri tarafından uluslararası sularda kuşatılmış, sivil teknelere baskın düzenlenerek aralarında ülkemizden de çok sayıda kişinin olduğu 484 aktivist alıkonulmuştur. Evrensel insan haklarını hedef alan, temel insani değerlere yönelik bu saldırıyı kınıyoruz. Gazze halkını açlığa mahkum ederek yerinden sürmeye çalışan İsrail Devleti’nin Gazze’ye insani yardım ulaştırmaya çalışan gönüllüleri engellemesi kabul edilemez! İsrail’in Sumud Filosu’na yönelik saldırısı uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bir eylemdir. Birleşmiş Milletler Şartı’nın ikinci maddesi devletlerin kuvvet kullanma yasağını ve uluslararası barışın korunmasını düzenler. Bu maddeye göre hiçbir devlet uluslararası sularda barışçıl ve sivil gemilere karşı güç kullanamaz. İsrail bu saldırıyla açıkça Birleşmiş Milletler Şartı’nı ihlal etmiştir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi açık denizlerde seyrüsefer özgürlüğünü ve gemilerin dokunulmazlığını güvence altına alır. Sumud Filosu’na yönelik müdahale bu dokunulmazlığı yok saymakta ve suç teşkil etmektedir. Cenevre Sözleşmeleri insani yardım faaliyetlerini ve sivillerin korunmasını uluslararası hukuk çerçevesinde güvence altına alır. Sivillere ve insani yardım konvoylarına saldırı savaş suçu niteliğindedir. Bu saldırı masum insanların hayatını doğrudan hedef almıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin üçüncü ve dokuzuncu maddeleri yaşama hakkını ve keyfi gözaltı yasağını düzenler. Sumud Filosu’na katılan sivillerin alıkonulması hukuksuzdur ve derhal sona erdirilmelidir. Gözaltına alınan tüm siviller derhal serbest bırakılmalıdır. İsrail’in saldırısı yalnızca bir ülkeye değil, uluslararası barışa, insan haklarına ve tüm insanlığın ortak vicdanına yönelmiş bir meydan okumadır. Bu tabloya sessiz kalınması uluslararası hukukun ve insani değerlerin bütünüyle yok sayılması anlamına gelir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası toplum acilen harekete geçmeli, İsrail’in bu saldırısına karşı etkili yaptırımlar uygulanmalı ve sorumlular hakkında uluslararası soruşturma başlatılmalıdır. Masum sivillerin hedef alındığı bu eylem asla cezasız kalmamalıdır. Gazze’de hastaneler ilaçsız bırakılırken, çocuklar açlıktan ölürken ve temel yaşam malzemeleri bölgeye sokulmazken, İsrail savaş gemilerinin Sumud Filosu’na müdahalesi yalnızca bir askeri müdahale tehdidi değil, aynı zamanda küresel dayanışmaya verilmiş açık bir gözdağıdır. Gazze’de aylardır süren soykırımın en çıplak görüntüleri dünya kamuoyunu ayağa kaldırırken, Sumud Filosu’nun amacı ablukanın karanlık duvarlarını kırmak ve dünyayı harekete geçirmektir. İsrail’in askeri güç gösterisinin, bu dayanışma çabasını bastırmaya, uluslararası tepkiyi susturmaya yönelik olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ancak ne Filistin halkının özgürlük iradesi, ne de küresel dayanışmanın kararlılığı bu saldırılarla kırılabilir. Bu nedenle, Gazze’ye uzanan her dayanışma eli yalnızca insani bir yardım değil; aynı zamanda İsrail’in soykırım politikalarına meydan okuyan politik bir eylemdir. 2 yıldır Gazze halkına soykırım uygulayan, ablukayı sürdürerek insanları, açlığa, kıtlığa, göçe, ölüme mahkum eden İsrail’in, yürürlükte olan uluslararası hukuku, sözleşmeleri ihlal etmek için cüreti arkasında duran emperyalist güçlerden aldığını biliyoruz. Yaşananların hepsi birer insanlık suçudur. İsrail devleti, bütün bu insanlık suçlarından ötürü uluslararası mahkemelerde yargılanmalı ve hesap vermelidir. Gazze ablukasının kırılması, soykırımın son bulması için dayanışmamızı artırıp sesimizi daha da yükseltmeliyiz. Biz hekimler, her zaman barıştan yana olduk, olmaya da devam edeceğiz. Birleşmiş Milletler’i, İsrail Tabipler Birliğini, Dünya Tabipler Birliği’ni, Dünya Sağlık Örgütü’nü, uluslararası kamuoyunu, tüm kurumları ve tüm iktidarları bu insanlık trajedisinin ve savaşın durdurulması için göreve çağırıyoruz. Filistin halkına yaşatılan zulmün sona erdirilmesi insanlığın ortak sorumluluğudur. AKP hükümetini İsrail ile diplomatik ve ticari ilişkileri tamamen kesmeye ve aktivistlerin bir an önce özgürlüklerine kavuşmaları için tutum almaya çağırıyoruz. İsrail’le diplomatik ilişkilerini kesen Kolombiya Devlet Gustavo Petro’ya, süreçte en başından bu yana kararlılıkta duruşunu ortaya koyan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’e, İsrail’e gidecek yükleri yüklemeyen liman işçilerine ve şimdi de genel grev kararı alan İtalyan işçilerine, 280 gündür cezaevinde bulunan Gazze direnişinin sembol isimlerinden Dr. Hüssam Ebu Safiyye’ye ve tüm sağlık çalışanlarına selamlarımızı iletiyoruz. Aktivistler arasında farklı ülkelerden ve ülkemizden hekimlerin olduğunu biliyoruz. Meslektaşlarımıza ve tüm aktivistlere şükran duygularımızı, dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Aktivistler arasında bulunan Dr. Osman Çetinkaya’nın yeri bizler için ayrıca önemlidir. Dr. Osman Çetinkaya şehrimizde hizmet vermiş, birlikte çalıştığımız acil tıp uzmanı meslektaşımızdır. Kendisine buradan sizler aracılığıyla da dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını diliyoruz, bunun için gereken ne ise yapacağımızı bilmesini isteriz. Son sözümüz İsrail Hükümeti’ne, Bizler Filistin halkının yanındayız! Aktivistleri serbest bırakın! Soykırıma, insanlık suçlarına son verin! Yaşasın özgür Filistin! Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı

Devamını okuyun...

Muayenehanelerde Yerinde Yoklama Şeklinde Vergi Denetimi Kabul Edilemez

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle, muayenehaneleri bulunan serbest hekimler de dahil olmak üzere ticari ve mesleki faaliyette bulunan mükelleflere yönelik yeni bir denetim yöntemi yürürlüğe konulmuştu. 2 Ağustos 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak 1 Ocak 2025 tarihinde uygulamaya konulan bu düzenleme ile Vergi Usul Kanunu’nun 127. maddesi çerçevesinde ayda en az üç, yılda ise on ikiden az olmamak üzere yerinde yoklamalar yapılması öngörülmektedir. Uygulamanın 6 ayı tamamlanmış durumdadır. Altı aylık bu dönemde uygulamanın önemli hukuki ve etik sorunlara neden olduğunu ifade etmek isteriz. Hekimlik mesleğinin en önemli ilkelerinden biri, belki de en başta geleni hasta mahremiyetine saygı ve hastaya ait bilgilerin sır niteliğinde olmasıdır. Hekimlik mesleği açısından, hasta mahremiyetinin korunması, yalnızca etik değil aynı zamanda hukuki bir yükümlülük olup, Anayasa’nın 20. maddesindeki özel hayatın gizliliği,  6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi gibi ulusal ve uluslararası normlarla güvence altına alınmıştır. Hekimlerin serbest meslek faaliyetini yürüttüğü muayenehaneler, hem kişisel veri içeren, hem de özel hayatın gizliliğine ilişkin yüksek hassasiyet barındıran alanlardır. Muayenehanelerde hasta mahremiyeti giriş kapısından itibaren başlar, bekleme odası da buna dahildir. Bu nedenle, hekimler, randevuları bir hastanın diğerini görmeyecekleri şekilde muayene aralarına bir boşluk da koyarak düzenlemeyi uygun ve gerekli görürler. Oysa uygulamada vergi denetmenleri, hekimlerin mesleklerini icra ettikleri muayenehanelere gelerek, çalışma saatleri süresince muayenehanedeki hasta bekleme salonunda hastalarla birlikte beklemektedirler. Muayenehaneye başvuran hastalar da, doğrudan hasta mahremiyetinin ihlali demek olan bu uygulamadan rahatsızlıklarını açıkça ifade etmektedirler. Mahremiyetin ihlal edilmesi nedeniyle hekim-hasta arasındaki güven ilişkisi olumsuz olarak etkilenmektedir. Bu şekilde yapılan denetimler ayrıca, adeta kanun dışı faaliyetler gerçekleştirildiği izlenimi uyandırarak maddi veya manevi zararının doğmasına ve hak edilmeyen sorgulamalara da sebep olmaktadır. Sonuç olarak hekimlerin mali yükümlülüklerine ilişkin yerinde denetim faaliyetlerinin, muayenehanelerde tüm gün bulunmak şeklinde gerçekleştirilmesi, mevzuatın ölçülülük, sınırlılık ilkelerine aykırı ve özel hayatın gizliliği hakkını ihlal eder niteliktedir. Hekimlerin mesleki itibarlarını ve hastaları ile aralarındaki güven ilişkisini zedelemektedir. Tedavi sürecine ve tedavi hakkına zarar verici niteliktedir. Tıbbi uygulama alanlarının özellikleri ve mesleğin etik ilkeleri gözetilmeksizin ve meslek örgütümüzün görüşleri alınmadan başlatılan bu uygulamaya bir an önce son verilmesi gerekmektedir. Uygulamanın sonlandırılması için Hazine ve Maliye Bakanlığı’na Odamız adına bir yazının da iletildiğini ayrıca ifade etmek isteriz.   Saygılarımızla. Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına Başkan

Devamını okuyun...

TTB Heyeti’nin Seyitgazi Yangını İncelemesi

23 Temmuz 2025 tarihinde Seyitgazi’de 5 orman işçisi ve 5 AKUT gönüllüsünü kaybettiğimiz orman yangını hakkında Türk Tabipleri Birliği (TTB) heyeti olarak değerlendirme toplantıları, ziyaretler ve incelemeler gerçekleştirdik. Heyette TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Ali Karakoç, TTB Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Akademisi Eşgüdüm Kurulu üyesi Prof. Dr. Mehmet Zencir, TTB Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu Yürütme Kurulu üyesi Doç. Dr. Murat Oktay ve TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Yürütme Kurulu üyesi Dr. Ünal Çakıcı, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nazan Aksaray ve Onur Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Akif Aladağ, Türkiye Psikiyatri Derneği Eskişehir Şubesi Genel Sekreteri Dr. Fazilet Köksal Yiğit ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eskişehir Şubesi Genel Sekreteri Berna Yıldız yer aldı. İlk olarak, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası’nda, Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen), Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) ve Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) ve SES temsilcileriyle bir toplantı düzenlendi. Heyetten bir grup temsilci, daha sonra Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü’ne başsağlığı ziyaretinde bulundu. Ardından, Eskişehir Kent Konseyi’nde Kent Konseyi Başkanı Ahmet Kapanoğlu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Daire Başkanı Nejla Hacıoğlu ve İtfaiye Daire Başkanı Mehmet Ali Çeliksoy ile bir araya gelen heyet, daha sonra Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe’yi ziyaret etti ve ardından Kırka Orman İşletme Şefliği’ne başsağlığı ziyaretinde ve yangın bölgesinde incelemelerde bulundu. Son olarak vefat eden orman işçisi Tolunay Kocaman’ın Seyitgazi’nin Kümbet Köyü’nde yaşayan ailesini ziyaret ederek, başsağlığı dileklerimizi ilettik. Heyet olarak, görüşmeler ışığında hazırlayacağımız değerlendirme raporunu önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşacağız. Kaybettiğimiz orman işçilerini ve AKUT gönüllülerini saygı ile anıyoruz, ailelerine, yakınlarına bir kez daha başsağlığı ve tedavisi Eskişehir Şehir Hastanesi’nde süren orman işçisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Devamını okuyun...

Yangınlar Önlenebilir, Kayıplar Telafi Edilemez: Acil Önlem Çağrısı

Acımız çok büyük, çok üzgünüz. Eskişehir Seyitgazi’de çıkan orman yangınını söndürme çalışmasında alevlerin arasında kalan 5’i orman işçisi 5’i AKUT görevlisi olmak üzere 10 canımızı iş cinayetinde kaybettik. Yangınlara müdahale ederken hayatını kaybeden Hilmi Şahin, Sercan Utni, Tolunay Kocaman, Eyip Dereli, Enes Kızılyel, Muharrem Can, İlker Onarıcı, Tekin Enes Sarıyıldız, Bayram Eren Arslan ve Alperen Özcan’ın ailelerine ve sevenlerine başsağlığı, yaralılara şifa diliyoruz. Can kaybının artmamasını ve yangının en kısa sürede kontrol altına alınmasını diliyoruz. Orman yangınlarıyla mücadele eden işçiler, doğrudan hayati tehlikelerle karşı karşıya kalan, son derece zorlu koşullarda görev yapan emekçilerdir. Önlenebilir her işçi ölümü iş cinayetidir. Yangınlara müdahale ederken hayatlarını ortaya koyan tüm orman kahramanlarına minnettarız. Yangında maalesef 14 kişi de yaralanmıştır. Yaralılardan biri Eskişehir Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi’nde tedavi altındadır. Diğer yaralılar ayaktan tedavilerle taburcu edilmişlerdir. Ayrıca çok sayıda kişinin yangın bölgesinde mahsur kaldığı ve ekiplerin yoğun çabasıyla kurtarıldıkları bildirilmiştir. Yangın söndürme çalışmalarının 8 uçak, 14 helikopter, 370 kara aracı ve yaklaşık 1500 personelin katılımıyla devam ettiği de ifade edilmektedir. Bu acı tablo, bizlere orman yangınlarının iklim krizinin etkileriyle daha yıkıcı hale geldiğini bir kez daha göstermiştir. Orman yangınları ihmallerle birleştiğinde telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açmaktadır. Yangınların bu denli büyümesi sadece iklim değişikliği ile açıklanamaz. Ülkemizin tüm kurumlarında olduğu gibi bu alanda da yöneticilerin liyakat sorununun, az sayıda emekçinin çok sayıda kişinin işini üstlendiği ağır çalışma koşullarında mevsimlik taşeron işçi olarak çalıştırıldığı, eğitimsiz ve deneyimsiz olarak sahada çalışmak zorunda kaldıkları gerçeğinin acı sonucu ile karşı karşıyayız. Bağlantılı olarak; orman yollarının yetersizliği, etkili erken uyarı sistemlerinin eksikliği, müdahale ekiplerinin koruyucu donanımlarının yetersizliği gibi pek çok neden sayılabilir. Orman yangınlarıyla mücadele, yalnızca çevre koruma açısından değil; çalışan sağlığı ve güvenliği açısından da ciddi bir planlama ve destek gerektirir. İşçilerin sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları altında görev yapabilmeleri, müdahale başarı oranını artıracağı gibi, ölüm ve yaralanmaların da önüne geçecektir. Bu nedenle, tüm kurum ve yetkililerin konuya hassasiyetle yaklaşması, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sahada etkili bir şekilde uygulanması büyük önem taşımaktadır. Yalnızca müdahaleye değil, önlemeye yönelik bütüncül afet yönetim stratejilerinin geliştirilmesini; afetlerde görev yapan tüm ekibin sağlık ve güvenliğini önceleyen politikalara öncelik verilmesini talep ediyoruz. Her yangında daha fazla can kaybetmemek için, karar alıcıları bilimsel veriye dayalı, şeffaf ve kapsayıcı bir afet politikası oluşturmaya çağırıyoruz. Türk Tabipleri Birliği Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu Türk Tabipleri Birliği İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Eskişehir-Bilecik Tabip Odası İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

Devamını okuyun...

Aile Sağlığı Merkezleri Ticarethane Değildir!

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Hepinizin yakından bildiği üzere sağlık hizmeti tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de üç basamaklı bir sistem üzerine inşa edilmiştir. Ülkemizde birinci basamak sağlık hizmeti temel olarak aile sağlığı ve toplum sağlığı merkezlerinde verilmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel amacı; koruyucu, bütüncül ve kapsayıcı sağlık hizmetlerini toplumun en ücra köşesine kadar ulaştırmak, bireyleri hastalıklardan korumak, hastalık oluşmadan önce gerekli bilgilendirme ve taramaları yapmak ve önlemleri hayata geçirmektir. Aile sağlığı merkezlerinde hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının yaşadıkları çok sayıda yönetsel, işleyiş, fizik koşullar, özlük hakları sorunlarına karşın gösterdikleri özveri ile düşük maliyetli, etkili, eşitlikçi bir hizmet verilmekte ve toplumu hastalıklardan koruyarak toplum sağlığına ve ülke ekonomisine büyük yararlar sağlanmaktadır. Aile sağlığı merkezlerinde meslektaşlarımız ve diğer sağlık çalışanlarımız, türlü zorluklara rağmen, bağışıklama, aile planlaması, kronik hastalık takibi, kanser tarama programları, gebe takibi, bebek ve çocuk izlemi, yaşlı takibi gibi, bireyin sağlıklı kalma halini yöneten, hastalıkların ise erken yakalanmasını sağlayan görevleri yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Ancak AKP hükümetleri, sosyal devlet anlayışını yok etmiş ve her fırsatta dile getirdiğimiz ve kaldırılması için mücadele ettiğimiz sağlıkta dönüşüm projesini uygulamaya koymuştur. 20 yılı aşkın süredir uyguladıkları politika ile ülkemizde sağlığı alınır satılır bir meta haline getirmiştir. Mevcut hükümet, her üç basamakta da ticarileşmenin çok çeşitli uygulamalarını giderek artırmaktadır. Bu kurumları birer ticarethane, hastalarımızı ise müşteri olarak görmektedir. Bunun son örneklerinden biri şehrimizde bir aile sağlığı merkezinde akupunktur uygulamasının başlatılmasıdır. Sağlık Bakanlığı tüm itirazlarımıza rağmen, 15 Haziran 2025 tarihinde yaptığı bir düzenleme ile bu uygulamanın yolunu açmıştır. Ülkemizde ilk uygulama maalesef şehrimizde bir aile sağlığı merkezinde başlamıştır. Değerli Basın Emekçileri, Yakından bildiğiniz gibi, Sağlık Bakanlığı 1 Kasım 2024’de aile hekimliğine dair eziyet yönetmeliğini ve yönetmelikle akıl dışı türlü uygulamalarını hayata geçirdi. Bu yönetmelikle, hasta aile hekimine değil de doğrudan hastaneye giderse,  aile hekimi hastasını sevk ederse, belirli bir sayının üzerinde antibiyotik, mide ilacı, ağrı kesici yazarsa, hasta memnun olmadığını bildirirse, hasta son altı ayda (Bugün değiştirildi ve bir yıl yapıldı) aile sağlığı merkezine gelmediyse, hekimin ve bağlantılı olarak diğer sağlık çalışanlarının maaşlarından önemli ölçüde kesinti yapılıyor. Sonuçta mevcut hükümet aile hekimine hak ettiği maaşı vermemek için çok çeşitli bahaneler üretiyor ve sonra da “Hafta sonu veya resmi tatil günlerinde akupunktur veya fitoterapi yap, böylece sana vermediğim maaşını halkın cebinden bu yolla kazan.” diyor. Bakanlık bu uygulama ile;  birinci basamağın asli koruyucu hekimlik görevini açıkça yok saymaktadır. Bu yolla hekimlerin özlük haklarının gaspı kolaylaşmaktadır ve ayrıca hekimler normal maaşını kazanabilmek için yasal dinlenme saatlerinde de çalışmaya zorlanmaktadırlar. Bir kez daha açıkça dile getirelim. Bu uygulama tamamen yanlıştır ve hemen geri dönülmelidir. Peki Bakanlık neden akupunktur ve fitoterapinin de içinde olduğu kısaca GETAT denilen geleneksel ve tamamlayıcı tıp denilen uygulamaları öne çıkarmaktadır. Bunun pek çok nedeni vardır. Ancak en önemli nedeni; başlattıkları sağlıkta dönüşüm projesi ile artık hizmete ulaşamayan milyonlarca hastanın dikkatini başka bir alana yöneltmektir. Bu uygulamalar kanıta dayalı tıp çerçevesinde tartışmalıdır ve bazıları, o da ancak sınırlı alanlarda ve tamamlayıcı olarak önerilmektedir. Değerli Basın Emekçileri, Bu kadar özveri ile çalışan bu gruba rağmen, koruyucu hekimlik uygulamaları, çok çeşitli nedenlerle hala toplumun yarısına hiç uygulanamamaktadır. Bakanlık bu eksiğini, başvurana hizmet verdiği sağlıklı yaşam merkezleri açarak veya kabul edilemez bir uygulamayla sokaklarda insanlarımızı tartıp obezite tanısı koymakla kapatacağını sanmaktadır. Bugün yukarıda ana başlıklarla dile getirdiğimiz sorunlar nedeniyle, birçok ASM kapanma noktasına gelmiştir. Sonuç hiç şüphesiz ki halk sağlığı tehlikesi ve zaten 2.-3. basamağa yığılmış olan hastaların, daha uzun süreler beklemesi, daha fazla hastaneye gitmesi, sağlık çalışanlarının daha fazla tükenmesi, tırmanan şiddet vakaları ve tabii ki maliyet artışıdır. Birinci basamak sağlık hizmeti; ticari kaygılardan, alternatif tedavi arayışlarından, yönü belirsiz uygulamalardan bağımsız olarak yürütülmelidir. Halkımızın sağlığını korumak, toplumda yanlış tedavi beklentilerini beslemek yerine, bilimsel tıp bilgisiyle hareket etmek hekimlik mesleğinin en temel yükümlülüğüdür. Eskişehir-Bilecik Tabip Odası olarak; Sağlık Bakanlığı’nın derhal kamucu yaklaşıma dönmesini, Aile hekimliği uygulamasının koruyucu hekimlik boyutuyla güçlendirilmesini, Bilimsel ve kanıta dayalı tıbbın dışına çıkan uygulamalara sadece birinci basamakta değil sağlık hizmetlerinin hiçbir alanında kesinlikle yer verilmemesini, bir kez daha hatırlatıyor ve bu tür girişimlerin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.   Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına Başkan

Devamını okuyun...

Aile Sağlığı Merkezleri Ticarethane Değildir! Eziyet Yönetmeliği Geri Çekilsin!

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu,   Bilindiği üzere, Sağlık Bakanlığı 1 Kasım 2024’te halkın sağlık hakkını gasp ettikleri, aile sağlığı merkezinde görev yapan hekimlerin, sağlık emekçilerinin onurlarıyla oynadıkları, eziyet yönetmeliğini uygulamaya koydu. 1 Kasım 2024’ten bu yana bize dayatılmaya çalışılan bu eziyet yönetmeliği nedeniyle aralıklı olarak 14 gün iş bıraktık. Ülkemizin dört bir yanında alanlarda tepkimizi dile getirdik, haykırdık. Son olarak 14 Mart Tıp Bayramı’nda yine alanlardaydık. Değerli Basın Emekçileri, 1 Kasım’ın üzerinden 7 ay geçti ve bu ay, kabul edilemez maddeler içeren eziyet yönetmeliğinin “Son 6 ayda aile sağlığı merkezine başvurmayan hastadan dolayı aile hekimlerinin ve ebe/hemşirelerin maaşından kesinti yapılır.“ maddesi tüm tepkilerimize rağmen yürürlüğe girdi ve uygulandı. Bu hukuksuz, mantıksız, kabul edilemez maddeden dolayı %20’ye varan gelir kaybı yaşadık.  Maaşlarımız adeta gasp edildi. Bu durum Bakanlığın bizi sağlık çalışanı değil, adeta kölesi olarak gördüğünün ve her çıkardığı mevzuatı koşulsuz kabul edeceğimizi zannettiğinin kanıtıdır. Bu nedenle, bu hafta 16-20 Haziran tarihleri arasında ülkemizin dört bir yanında yine alanlarda olacağız. Bakanlığa, bu ülkenin sağlık sisteminin temel taşını oluşturan sağlık emekçileri olduğumuzu ve akla mantığa uymayan, hukuksuz mevzuat dayatmalarını asla kabul etmeyeceğimizi bir kez daha yüksek sesle ve hep birlikte haykıracağız! Değerli Basın Emekçileri, Mevcut işleyişte gebe izlemlerinin kişilerin kendisinin başvurmaması sebebiyle yapılamaması durumunda Bakanlığın yaptığı maaş kesintilerine karşı açtığımız davaların hepsini kazandık. Mahkemelerin hepsi kişinin başvurmaması durumunda hekime hemşireye ceza verilemez, maaş kesintisi yapılamaz diyerek bu cezaları iptal etti. Bu davaları kaybettiklerini bilmelerine rağmen şimdi tüm nüfusun aile sağlığı merkezlerine 6 ayda bir başvurmasını şart koşuyorlar. Daha üç gün önce doğmuş bebek son altı ayda aile sağlığı merkezine gelmedi diye ücret kesintisi yapıyorlar. Biz kesinti yapılan bu aydan itibaren her ay bu kesintilere dava açacağız. Bu süreçte zaten yoğun olan mahkemelerimizin iş yükü daha da artacak ve kazanacağımıza emin olduğumuz bu davaların sonucu Bakanlık milyonlarca lira avukatlık ücreti ve dava masrafı ödemek zorunda kalacak ve devleti zarara uğratacaktır. Oluşacak bu kamu zararının sorumlusu bu yönetmeliği yazan ve onaylayanlardır ve hepimizin bin bir zorlukla ödediği vergiler bu şekilde Sağlık Bakanlığınca çarçur edilmiş olacaktır. Sağlık Bakanlığı, bizlerin hak ettiğimiz maaşlarımızı kesip, akupunktur, fitoterapi gibi tedavileri uygulamaya zorluyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Ayrıca Bakanlık iki gün önce başlattığı uygulama ile evlilik, askerlik ve sağlık raporları dışındaki ehliyet, silah kullanma raporu gibi pek çok raporu ücretli hale getirdi. Değerli Basın Emekçileri, Sağlık Bakanlığı eziyet yönetmeliğini savunmak için yeni aile sağlığı merkezleri açacağız, birinci basamakta daha çok hekim, hemşire, ebe çalışacak, aile hekimleri hastalarına daha çok vakit ayıracak diye algı çalışmaları yapmıştı. Sağlık Bakanının bizzat televizyon kanallarını gezerek yaptığı propaganda açıklamaları sırasında verdiği sözlerinin hiçbiri gerçekleşmedi. Ne ortada yeni aile sağlığı merkezi var ne sağlığı korunan yurttaşlarımız ne de birinci basamakta çalışan daha fazla sağlık emekçisi. Oysa şu anda ülkemizde hem aşı tedariki hem de aşı tereddütü sorunu yaşanmaktadır. Bakanlık bunları çözemiyor. Yenidoğan ölümleri skandalını, stent pazarlıklarını doğuran, parası olmadığı için ilaca ulaşamayıp ölen hastaların nedeni olan, yüksek kazanç için insan sağlığını hiçe sayan performans sistemini birinci basamağa da yerleştirmek isteyen yönetim anlayışı iflas etmiştir. Masa başında hazırlanan, çözümden çok soruna neden olan programlarla, hastayı ve hastalıkları sadece bir rant kaynağı olarak görüp, çok hasta bakmanın çok tıbbi girişimde bulunmanın iyi olduğunu düşünen, Türkiye’de bir kişinin yılda 12 defa doktora başvurmasıyla övünen sağlık yönetimi ömrünü tamamlamıştır. Aile sağlığı merkezleri çalışanlarından hastalık yaratmasını isteyen, herkes altı ayda bir aile sağlığı merkezlerine gitsin yoksa aile hekimliği emekçilerinin ücretini keserim diyen sağlık yönetimi ile karşı karşıyayız. Sağlık Bakanlığına Soruyoruz? Eziyet yönetmeliğinizin yedi ayında hangi kronik hastalık daha iyi yönetildi? Hangi kanser daha erken yakalandı? Hastalarımız tedaviye erişebiliyor mu? Mamografi için aylar sonraya randevu veriliyor. Bu sürede bir kısalma var mı? Aşı olmayan milyonlar aşıya erişebiliyor mu? Sizden artık birinci basamak ve ülkemizin sağlığı için bir talepte bulunmanın gereksiz olduğunu bordrolarımız gösteriyor, yurttaşlarımızın sağlığı gösteriyor, istifalar gösteriyor, ölümler gösteriyor, çeteler gösteriyor. Hepimizin sağlığı ve huzuru için istifa etmenizi bekliyoruz. Bizler asla yılmayacağız. Haklarımız ve emeğimiz için, halkın sağlığı için mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Saygılarımızla. Dr. Birtürk ÖZKAVAK Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Bilecik Aile Hekimleri Derneği Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Hekim Birliği Sendikası Eskişehir Şubesi Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eskişehir Şubesi Adına

Devamını okuyun...

Tütünsüz Bir Dünya Günü Basın Açıklaması

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, İki gün sonra, Dünya Sağlık Örgütü tarafı olan ve Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalamış üye ülkelerce “Tütünsüz Bir Dünya Günü” olarak belirlenen 31 Mayıs’tır. Bu yıl, Tütünsüz Bir Dünya Günü’nün teması “Tütün Endüstrisi’nin Maskesini Düşürmek, Tütün ve Nikotin Ürünlerine Yönelik Endüstri Taktiklerini Açığa Çıkarmak” olarak belirlenmiştir. Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Tütün endüstrisi zararlı ürünlerini pazarlamak için taktikler geliştirir. Örneğin; tütün ürünlerinin tadındaki sertliği azaltmak ve çekiciliğini arttırmak için katkı maddeleri, tatlandırıcılar kullanır, tütün ve nikotin ürünlerini şekerleme, oyuncak gibi çocuk ürünlerine benzeyen paketlerde sunar. Şık, ilgi çekici ve aldatıcı dijital medya kampanyaları ile gençlerin gözlerini boyar. Böylelikle erken yaşta tütünle tanışan ve daha uzun süre tütün endüstrisinin müşterisi olacak kitleler yaratır. Elektronik sigaraların, nikotin ürünlerini ve ısıtılmış tütün ürünlerini tanıtan pazarlama içerikleri sosyal medya platformlarında 3,4 milyardan fazla kez görüntülenmiştir. Tütün endüstrisinin hedefinde herkes vardır. Ama kadın, genç, ergen ve çocukların daha fazla hedef olduğunu biliyoruz. Endüstri özellikle bu gruplara yönelik açık veya örtülü reklamlarla kendini tanıtır, hatırlatır, akıldan hiç çıkmasına izin vermez. Tütün ürünlerinin çeşitliliğini arttırarak satışı arttırır. Yeni nesil nikotin ürünlerini sigara içmeyen ergen ve çocuklar kadar, sigarayı bırakmak isteyen erişkinleri yeniden kazanmak için de pazarlar. Dünya’da 13-15 milyon çocuğun tütün ürünü kullandığı bilinmektedir. Tütün endüstrisi siyasilere ulaşarak lobi faaliyetlerinde bulunur, sosyal sorumluluk projeleriyle kendini aklamaya çalışır. Dünya’da yılda 8 milyondan fazla, Türkiye’de 100 binin üzerinde kişinin ölümünden sorumlu bu endüstri, ülkemizi derinden sarsan Şubat 2023 depremlerine yaptığı nakdi yardımla kendini toplumun gözü önünde aklama fırsatçılığını kaçırmamıştır. Ülkemizde tütün ürünleri tüketiminde son durum nedir? Ülkemizde tütün satışları alarm vermektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı 2024 verilerine göre Türkiye’de sigara iç satışı 2011’den bu yana yaklaşık % 65 artarak 150,49 milyar adete ulaşmıştır. Bu sayı ne yazık ki ülkemiz için bir rekor niteliğindedir. Nargile başta olmak üzere diğer tütün ürünlerinin kayıt dışı kullanımı artmaktayken elektronik sigara gibi ruhsatlandırılmamış tütün ürünlerinin satışı da yapılmaktadır. Ülkemizde satış noktalarına yönelik yapılan çalışmada, fiyat bildirimi, ürünlerin sağlık uyarılarının gösterilmemesi, ürünlerin satış noktası dışından görülmesi, belirli markaların öne çıkarılması gibi ihlallerde 2014’e göre 2024 yılında %100’e varan artış tespit edilmiştir. Ayrıca hükümetlerin tütün endüstrisinden etkilenme indeksinde 72 puanla endüstriden en çok etkilenen ülkeler arasındadır. Bütün bu olumsuz gelişmelere ek olarak tütün endüstrisine verilen teşvik ve ödüller, gençlerimizin ve toplum sağlığının bizler için son derece “açık”, ama özellikle farkındalığı zayıf olan kesimler için “maskeli” düşmanı olarak görmemiz gereken tütün endüstrisinin daha da güçlenmesine neden olmaktadır. Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Önlenebilir bir bağımlılık nedeniyle milyonlarca yaşam kayboluyor. Bunun kök nedeni tütün endüstrisidir. Tütün endüstrisinin maskesini hep birlikte düşürelim! Saygılarımızla. Dr. İlknur Akçayır Şahin Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Tütün Kontrolü Çalışma Grubu Adına

Devamını okuyun...

2025 Yılı Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri Baskılara Karşı Direnenlere Verildi

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Sizleri Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), DİSK Eskişehir Bölge Temsilciliği, Eskişehir-Bilecik Tabip Odası, KESK Eskişehir Şubeler Platformu ve TMMOB Eskişehir İl Koordinasyon Kurulu adına saygıyla selamlıyoruz. Bildiğiniz üzere, beş kurum olarak 2015 yılından bu yana Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri’ni veriyoruz. Ali İsmail Korkmaz ve Gezi Direnişi’nde katledilenleri unutturmamak ve yaşatmak; bu toplumu umutsuzluğa sürükleyenlere karşı umudu güçlendirmek, ülkeyi karanlığa teslim etmek isteyenlere karşı aydınlığın savunucusu olmak, insanlarımızı yoksullaştıran zihniyete karşı durmak, savaş politikalarını sürdürenlere karşı barışın savunucusu olmak demektir. Gezi Direnişi demokrasi ve özgürlük mücadelesinde tarihsel bir öneme sahiptir. Mücadelenin talepleri ve tarzının doğruluğu her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. İktidarın ve gerici güçlerin tüm karalama kampanyalarına,  ağır hapis cezalarına karşın “Gezinin Ruhu” ülkemizin dört bir yanında dolaşmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda bu ruhun en kısa sürede canlanacağına olan inancımızı ve umudumuzu dile getiriyorduk, içinden geçtiğimiz bu günlerde bu ruhun canlandığını büyük bir mutlulukla ve heyecanla görüyoruz. Ülkemizde, çok yakın dönemde demokrasi, barış ve özgürlüğün egemen olacağını biliyoruz. Değerli Basın Emekçileri ve Değerli Kamuoyu, Ülkemiz yıllardır ağır bir baskı rejimi altında bulunuyor. 2025 yılı Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri, demokrasi, barış ve özgürlük için baskılara, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı direnenlere verildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak, sosyal adaletin yerel düzeyde hayata geçirilmesi için yürüttüğü çalışmalarla, dayanışmacı ve kapsayıcı politikaları önceleyen, demokratik katılım ve liyakate dayalı, şeffaf yönetim anlayışı ile sadece 16 milyon İstanbulluya değil, ülkemizin dört bir yanına umut veren ve süreç içinde Erdoğan’ın sandıktaki en güçlü rakibi olan Ekrem İmamoğlu, 19 Mart 2025 tarihinde hukuksuz olarak gözaltına alındı ve ardından tutuklandı. Ardından Saraçhane’de başlayan kitlesel halk hareketleri başladı. Bu yıl Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri’nden birinin, içinde bulunduğumuz siyasal baskı ortamına rağmen, hukukun üstünlüğü ve halk iradesine saygı ilkelerini kararlılıkla savunan, cezaevi dahil tüm bu süreçte, mücadelenin halkımıza yaşam hakkı tanımayan iktidar ile ekmeğine, onuruna, özgürlüğüne sahip çıkan halk kitleleri arasında olduğunu gösteren, bunun için mücadele eden Ekrem İmamoğlu’na sunulmasına karar verilmiştir. 3 Mayıs 2025 tarihinde, sanatçı, yazar, siyasetçi, DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’i kaybettik. Şiirden sinemaya, Meclis Kürsüsünden, barış masalarına uzanan bir mücadele çizgisi olan Sırrı Süreyya Önder, sanatta ve siyasal alanda toplumun barış içinde bir arada yaşama hakkı için emek verdi. Sanatında insancıl, barışçıl, iyiden yana idi, siyasi hayatında da hep iyiliği savundu. Sözünü sakınmadan, mizahı ve şiiri adaletin dili haline getirerek toplumun her kesimine ulaşabildi. Bilge kişiliğiyle ülkemizi ortak duygularda birleştiren, bu toprakların güzelliğini, neşesini yansıtan, yaşamı boyunca emek, barış, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik mücadelesine yaptığı katkılar toplumsal hafızamızda hep yer alacaktır. Bir diğer Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülü’nün, Gezi direnişin ilk anından itibaren halkla birlikte olan, yeri doldurulamaz Sırrı Süreyya Önder adına ailesine sunulmasına karar verilmiştir. Değerli Basın Emekçileri, Ülkemizde basın, en iyi sizlerin bildiği üzere, iktidarın büyük baskısı altındadır. Gazeteciliğin zorlu koşullarda yürütülmeye çalışıldığı bu dönemde, hakikatin izini sürmekten vazgeçmeyen gazetecilerimize şükran borçluyuz. BirGün Gazetesi yazarı ve YouTube üzerinden yayın yapan Onlar TV’nin programcısı Timur Soykan ülkemizin yüzakı gazetecilerindendir. Karanlık yapılar, yolsuzluk ağları, kamu görevlilerinin suça bulaşması gibi konularda kaleme aldığı araştırma haberleri ile kamuoyunun vicdanını harekete geçirmiştir. Mesleki etik, cesaret ve kamu yararına bağlılık açısından örnek bir duruş sergilemiş, gazeteciliğin toplum için neden hayati önemi olduğunu her haberinde yeniden kanıtlamıştır. 2025 Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri’nden birinin, bu uğurda bedeller de ödeyen Timur Soykan’a sunulmasına karar verilmiştir. Gaziantep’in Başpınar İlçesinde Organize Sanayi Bölgesi’nde, tekstil fabrikalarında çalışan işçilerin insanca yaşanacak ücret ve insanca çalışma koşulları için başlattıkları grevi  Gaziantep Valiliği’nin yasaklamasının ardından 14 Şubat 2025 tarihinde haksız hukuksuz biçimde gözaltına alınıp serbest bırakılan Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, 16 Şubat 2025’te bir kez daha haksız hukuksuz biçimde gözaltına alınmıştı.  36 gün tutuklu kaldıktan sonra özgürlüğünün kısıtlılığına ev hapsinde devam ediliyor. 2025 Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödüllerinden bir diğerinin, yıllardır güvencesiz işçiler, taşeron işçiler, göçmen emekçiler ve kadın işçilerin sesi olan, işçi hakları savunucusu Mehmet Türkmen’e sunulmasına karar verilmiştir. 19 Mart 2025’te bir halk hareketinin başladığını ve moral merkezinin ilk aşamada Saraçhane olduğunu ifade etmiştik. Çok kısa sürede üniversite kampüsleri de birer direniş adresi haline geldi. Mevcut iktidar tarafından geleceklerinin yok edilmek istendiğini gören ve bilen gençler, kampüslerde polis barikatlarını aştılar, meydanlara renklerini verdiler. Bu süreçte gençler, hareketin itici gücü haline geldiler; yalnızca ön saflarda yer almakla kalmadılar, aynı zamanda bu ülkede tükenmiş gibi görünen umudu da tekrar yeşerttiler. Onlar, sadece bir toplumsal hareketin taşıyıcısı değil, aynı zamanda bu ülkede göz ardı edilemeyecek bir güç merkezi olduklarını da herkese hatırlattılar. Meydanların en görünür ve dinamik grubunun gençlik olduğunu söylemek mümkündür. Bu gösterilerde bir çok genç orantısız şiddet, haksız gözaltılar ve tutuklamalar ile  karşı karşıya kaldı. Bu haksızlıklarla karşı karşıya kalan geçlerden biri de Esila Ayık’tır. Gösteriler sırasında 9 Nisan 2025’te hukuksuz biçimde tutuklanan Esila Ayık kalp ve böbrek hastalığı olmasına ve hekim raporlarına rağmen, cezaevinin uygun olmayan koşullarında kalmaya zorlanmış, 15 Mayıs’a dek tutukluluğu devam ettirilmiştir. 2025 Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri’nin sonuncusunun da; seslerinin bastırılmak istendiği bir dönemde, cesaretleri ve dirençleriyle herkese umut olan gençler adına Esila Ayık’a sunulmasına karar verilmiştir. Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, 2 Haziran 2025 tarihinde saat 17.00’de Ali İsmail Korkmaz’ın darp edildiği Yunus Emre Caddesi Sanayi Sokak’ta anma ve basın açıklamasını, saat 19.00’da Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde (Adliye Sarayı karşısı)  Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri’ni vereceğimiz törenimizi gerçekleştireceğiz. Demokratik kitle örgütlerini, siyasal partileri, sendikaları ve Eskişehir halkını anma, basın açıklaması ve ödül törenimizde buluşmaya davet ediyoruz. Ali İsmail Korkmaz Yaşıyor, Düşleri Bizimle! Ali İsmail Korkmaz Yaşam Ödülleri Düzenleme Kurulu Adına Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray

Devamını okuyun...

28 Nisan İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü

Değerli Basın Emekçileri, Değerli Kamuoyu, Bugün 28 Nisan, “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü”. 111 yıl önce, 28 Nisan 1914 tarihinde Kanada’da iş cinayetlerinde işverenin sorumluluğu ilk kez kayıt altına alındı ve bu tarih dünyanın pek çok ülkesinde “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü” olarak kabul edildi. Aradan yüz yıldan fazla zaman geçmesine, üretim tekniklerinin ve teknolojinin ilerlemesine rağmen, işçiler açısından tablo maalesef değişmedi. İşçi sınıfı, tarih sahnesine çıktığı günden bu yana hakları gasp ediliyor, sömürülüyor, düşük ücretle çalışıyor, iş kazası geçiriyor, meslek hastalıklarıyla boğuşuyor ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Sermaye politikalarını rehber edinmiş siyasi iktidarların iş kazaları ve iş cinayetlerini durdurmak için gerekli denetlemeleri yapmaması, yasal adımları atmakta gecikmesi, ödül niteliğindeki yargı kararları, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin ekonomik yük olarak görülmesi sonucunda işçiler, uzun ve aşırı çalışma saatleri, stres, angarya, geçim sıkıntısı, yetersiz beslenme, sağlık hizmetlerine erişimde güçlük, iş güvenliği tedbirlerinden yoksun çalışma gibi faktörler nedeniyle iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla yüz yüze kalıyor ve her yıl binlerce işçi yaşamını kaybediyor. Ülkemizde geçtiğimiz yıl, iş cinayetlerinde en az bin 897 işçinin hayatını kaybettiğini biliyoruz. Geçtiğimiz ay ülkemizde en az 145 işçi hayatını kaybetti. 2025 yılının ilk üç ayında iş cinayeti sayısı maalesef 447’ye ulaştı. Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz işçilerin 6’sı çocuktu. Dörtte biri 18-25 yaş arasında çalışan gençlerdi. 12 işçi ise 65 yaş üstüydü. Çocuklarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız yoksulluk ve iş cinayetleri cenderesi altındalar. Oysa çocuklarımızın, gençlerimizin işyerinde değil, eğitim kurumlarında olması, yaşlılarımızın emeklilik dönemini çalışarak değil, huzurla geçirmeleri gerekir. Acilen sosyal devlet politikalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. İş cinayetleri önlenebilir. Bunun için; İşçi sağlığı ve iş güvenliği, kamusal bir anlayışla yeniden ele alınmalı; piyasa temelli kanun ve yönetmelikler değiştirilmelidir. Bu kanun ve yönetmelikler sendikayla beraber sağlık, güvenlik ve çevre ile ilgili faaliyet sürdüren meslek oda ve birlikleri ile üniversitelerle birlikte hayata geçirilmelidir. İşyerlerindeki iç denetimler, işverenlerden maaş alan ve onlara bağlı olan kişiler tarafından yapılmamalıdır. İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının ücretleri, sendikalar ve meslek örgütleri tarafından denetlenen bir devlet fonu ile karşılanmalıdır. Dış denetim yapan bakanlıkların müfettiş, uzman sayısı yetersizliği giderilerek, etkin ve sürekli bir dış denetim uygulanmalıdır. Alınması gereken önlemleri almayan ve denetimleri engelleyen işverenlere caydırıcı ağır cezalar getirilmelidir. Çalışırken ölmeyeceğimiz, insanca çalışıp yaşayacağımız, sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları için mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz. İş cinayetlerinde yaşamını yitiren tüm işçileri saygıyla anıyoruz.   Dr. Nazan Aksaray Eskişehir-Bilecik Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına Başkan

Devamını okuyun...