| BEYİN GELİŞİMİNE ANNE BABALARIN KATKISI - Sayı 44 |
|
|
|
Çocukta beyin gelişimi gebeliğin başlamasıyla başlar. Bir insanı tanımlarken kullandığımız temel boyutlar genellikle zekası, hayatta önüne çıkan problemleri çözme becerileri, diğer insanlarla iletişimlerinin iyi olup olmadığı, kendisiyle uyumlu olup olmadığı, kronik bir hastalığı varsa hastalığı ve belki de bunların tümüyle ilişkili olarak hayata bakışı, mutlu bir insan olup olmadığıdır. İşte bu özelliklerin hepsinin temelleri büyük ölçüde yaşamın ilk yıllarında, beyin gelişimi ile ilişkili olarak oluşur. Çocuğun, bedensel, ruhsal, sosyal sağlığı, kişilik yapısı, zihinsel becerileri, kişiler arası ilişkileriyle nasıl bir insan olacağının ana çizgileri, beynin gelişimiyle birlikte anne karnında ve yaşamın ilk yıllarında büyük ölçüde belirlenir. Gebeliğin altıncı ayında beyin için gerekli olan yaklaşık 100 milyar sinir hücresi oluşur. Beyin ilk 3 yaşta erişkin beyninin % 80 ine, 5 yaşta da % 90 ına ulaşır, yani ilk beş yaşta çok hızlı büyür. Bu nedenle gelişimi desteklemek istiyorsak bu dönemi kaçırmamamız gerekir. Sinir hücrelerinin arasında sinaps denen bağlantılar vardır. Bu bağlantılar çocuğun aldığı olumlu-olumsuz her türlü uyaranlar (ses, görüntü, dokunma vb.) ve çocuğun yaşadığı deneyimler (paylaşılan oyun, sevgi gösterisi, şiddet vb.) ile şekillenir. Her deneyim, belli sinirsel devreleri oluşturur. Zaman içinde tekrarlı olarak uyarılan devreler güçlenir. Seyrek olarak uyarılanlar ise devre dışı bırakılırlar. Sevgi görerek büyüyen çocuğun, beyin yapısının oluşumu ile ilgili olarak, dünyaya hayatı boyunca genel olarak sevgiyle bakması, şiddet görerek büyüyen çocuğunsa genel olarak şiddetle bakması doğaldır. Hem erkek hem kız çocuklarda yaşamlarının ilk yıllarındaki olumsuz koşulların, ileriki dönemde davranışsal ve ruhsal sorunlara yol açtığı birçok araştırmada gösterilmiştir. Beyin gelişimi özellikle ilk üç yılda çok hızlıdır. Bu dönemde çocuğun beslenmesi, deneyimleri (sıcak etkileşimler, ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılanması, şiddet vb.) beyin gelişiminde çok önemlidir. Yaşamın ilk yıllarında beyin gelişiminin doğru olabilmesi için dengeli beslenme çok önemlidir. Beslenme yetersizliği yaşayan çocuklarda, beyinde küçülme dolayısıyla öğrenme ve anlamada sorunlar ortaya çıkar. Doğumdan sonra, çocuk için hem ruhsal hem de bedensel yönden en mükemmel gıda anne sütüdür. Çocuk tıbbi bir neden dışında ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü çocuğun tüm besin ihtiyacını ilk 6 ay tamamen karşılar. Bu süre içinde başka ek besine ihtiyaç yoktur. Altıncı aydan sonra, anne sütü alan çocuklara ek gıdalar başlanmalıdır. Anne sütü 6. aydan sonra çocuğun artan gereksinimlerinin tamamını karşılayamaz. Çocuğun 0-6 yaş döneminde kazandığı olumlu beslenme alışkanlıkları (yemek seçimleri, yemek miktarları, yemek esnasında yedirenle yaşadığı olumlu veya olumsuz durumlar, ailece ya da tek başına yemek yenmesi vs.) çocuğu ömür boyu etkileyecektir. Çocuğa kendi kendine yemek yeme alışkanlığı kazanmasında anne babanın tutumu çok önemlidir. 9 aylık olan çocuk artık aile sofrasına oturarak her şeyi yiyebilir.
Ek besin verilirken nelere dikkat edilmelidir?
Aile bireylerinin yemekte bir arada olması, çocuğun yemek saatlerini sosyal bir olay olarak algılayabilmesi ve anne/babanın beslenme davranışını gözlemleyip model alabilmesi açısından önemlidir. Yemek zamanları çocuk ve aile için eğlenceli hale getirilmelidir. Çocuğun oturacağı sandalyenin yüksekliği ve uzaklığının masaya ulaşabileceği şekilde olmasına dikkat edilmelidir. Çocuk kendi kendine beslenmesi için teşvik edilmelidir. Çocuğun kullandığı tabak, kaşık, bardak gibi malzemeler kırılmayan, dayanıklı ve çocuğun tutabileceği büyüklükte seçilmelidir. Çocuğun yemek yerken yiyeceklere dokunmasına, gerekirse döküp saçmasına izin verilmelidir. Giysilerini kirletmemesi için önlük takılabilir, yere örtü serilebilir. Yiyeceği yemeğin çeşidine ve miktarına kendisi karar vermelidir. Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek konmalıdır. Yemek yemesi için zorlanmamalıdır. Aşırı yemek yeme birçok hastalığın temelinin çocukluk çağında atılmasına neden olmaktadır. Tabaktaki yemeğin her bitişinde, çocuk takdir edilmelidir. Takdir edilmek çocuğun yemek yeme davranışını pekiştirir. Beslenme çocuğun duygularının bir göstergesidir. Çocuk baş edemediği sorunlarını, sıklıkla da ailevi sorunlarını öncelikle beslenmesine yansıtmaktadır. Suni gelişim geriliği, beslenme yetersizliği, ilgi azlığı, değişik stres kaynaklarının aileyi etkilemesi, çocuğun gelişmesi için uygun ortamın hazırlanmaması v.b. nedenler normal zeka kapasitesine sahip çocuklarda suni gelişim geriliğine yol açabilir. Bu çocukların, organik bir sorun olmamasına rağmen zihinsel, motor, sosyal gelişimleri geri kalabilirler. Yaşamın ilk yıllarında beyin gelişimi çok hızlıdır. Bu nedenle yaşamın ilk yıllarında çocuğa verilen uyaranlar çocuk için beslenme kadar önemlidir. Bu süreçte öğrenme, konuşma, düşünme, problem çözme yetenekleri gelişir. Bebek doğduğu andan itibaren dış dünyaya açıktır ve hızlı bir şekilde öğrenmeye başlar. Anne babanın çocukla bakımı dışında birlikte zaman geçirmesi, onunla ortak faaliyetler paylaşması, oyun oynaması, konuşması, öpmesi, masal anlatması gibi davranışları çocuğun öğrenmesine katkıda bulunacağı gibi, gelişimini de olumlu yönde etkiler. Anne babaların çoğu çocuklarının yanında başka işler yaparak, onlara vakit ayırdıklarını düşünebilirler. Fakat önemli olan sadece çocuk için ayrılan zamandır. Anne baba çocukla birlikte olduğunda tüm dikkatini ona yoğunlaştırmalıdır. Bu nedenle de, başka bir işle uğraşırken değil, kendini rahat hissettiğinde çocuğuyla ilgilenerek, ortak geçirilen zamandan keyif alınmalıdır. Anne babanın TV izlerken veya kendi işlerini yaparken çocuğun yanlarında bulunması, tamamen yalnız olmasından iyi olmakla birlikte yeterli değildir. Çocukla geçirilen zamanın kalitesi önemlidir. Yemek yemek, uyumak ve buna benzer yapılan günlük işler yanında çocuğa vakit ayırmayı unutmamak gerekir. Anne babanın çocuğuyla zaman geçirmesi; anne baba çocuk ilişkisini güçlendirir. Çocuğun kendine olan güvenini artırır. Çocuğa değerli olduğu duygusunu, sevildiğini hissettirir. Anne babaya çocuğunu tanıma olanağı verir. Çocuğun anne babayı tanımasına olanak sağlar. Hayatın ilk yıllarında çocukla anne babanın pozitif iletişim kurması çocuğun daha sonraki yaşantısında da anne babasıyla iyi bir iletişim kurması konusunda yardımcı olur. Çocuğun zihinsel, duygusal, sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Hayatın özellikle ilk yılında beyni hızla gelişmekte olan çocuğun zengin uyarıcı ortamda olması çok önemlidir. Uyarıcı ortam çocuğa yapabilecekleri, görebilecekleri, duyabilecekleri ve dokunabilecekleri pek çok farklı şey sunar. Çocukla oyun oynamak çocukların görme, işitme, dokunma gibi duyularını uyarır ve geliştirir. Düşünme yeteneğini, zekasını, hayal gücü, becerilerini, yaratıcılığını geliştirir. Çocuk duygularını dışa vurmayı, kendini ifade etmeyi öğrenir. Çevresini araştırma, problem çözme yetenekleri gelişir. Sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı, sıra kavramını öğrenir. Anne baba çocuk ilişkisini geliştirir, güçlendirir. Anne babalar çocuklarıyla çeşitli oyunlar oynayabilir. Çocuğu kucaklamak, öpmek, koklamak, gıdıklamak, birlikte pencereden bakmak, gezinmek, 7. aydan itibaren CEEE oyunu oynamak ilk ayların oyunlarıdır. Bebekler Cee oyunuyla giden nesnenin geri geleceğini öğrenir. Böylece annesi yanında olmadığında yeniden gelebileceğini öğrenir ve korkusu azalır. Bu oyun yüzyılların birikimi olarak tüm dünyada farklı kültürler olsa bile oynanan evrensel bir oyundur. Araba gibi itmeli ve çekmeli oyuncaklarla oynamak, basit bilmece ve tahmin oyunları, resim yapma, çizim yapma, kesme yapıştırma çocukla birlikte oynanabilecek beyin geliştirici oyunlardır. Çocukla beraber gidilen oyun parkları ve doğa gezintileri çocukların doğayı sevmesi, koruması ve doğayı öğrenmesi için yapılacak en zevkli faaliyetlerdir. Çocukların mutlaka oyuncakları olmalıdır. Çevremizde her türlü malzeme çocuk için değerli bir oyuncak haline getirilebilir. Anne baba çocuğa pahalı oyuncaklar almak yerine, ev gereçleri, top, ip, salıncak, evde çocukla birlikte yapılabilecek sünger bebek, kağıt uçurtma, karton kutular, boş plastik şişeler, annenin eski bir çantası ya da kullanmadığı tarağı çocuğun gelişimi içi önemli rol oynayacaktır. Çocuk anne babasıyla birlikte yaptığı oyuncaktan daha çok keyif alır ve oyuncağın yapımına kendisi de katıldığı için daha çok şey öğrenir. Anne babanın çocuğuyla konuşması, çocuğa değer verildiğini hissettirir. Çocuğun iletişim ve düşünme becerisini geliştirir. Seslerin nasıl çıktığını, kelimelerin anlamlarını öğrenmesine yardım eder, konuşmasını geliştirir. Bebekleriyle daha sık konuşan ailelerin bebekleri, seyrek konuşan annelerin çocuklarına göre daha fazla kelime kullanabildikleri araştırmalarda gösterilmiştir. Anne babanın çocuğuna kitap okuması dil gelişimini hızlandırır. Zihinsel gelişimini destekler, gerçek dünyayı tanıtır. Anne babayla sıcak bir ilişki gelişmesini destekler, çocuğun yaratıcı hayal gücünü genişletir. Okuma becerisini geliştirir ve ömür boyu sürecek okuma sevgisinin temeli bu zamanda atılır. Kelime hazinesini geliştirdiği için çocuğun duygu ve düşüncelerini iyi ifade etmesine olanak sağlar. Sevme, anlama, saygılı olma, hediye etme, paylaşma gibi birçok kavramı kitaplardan öğrenir. Kitap okunurken, çocuk rahatlar ve hoş vakit geçirir. Anne babanın çocuğuna, ninniler, tekerlemeler ve şarkılar söylemesi çocuğun zihinsel gelişimini hızlandırır, çocukla aralarındaki sıcak ilişkinin güçlenmesini sağlar. Melodi ve şiirin birlikte etkisi çocuğun beyninde kelimelerin daha iyi algılanmasını ve saklanmasını sağlar. Müzik hafıza gelişimini olumlu etkiler, beynin müzikten özellikle etkilenen bölümleri düşünce ve problem çözme alanlarıdır. Toplumumuzda babalar çocuğun bakımıyla yeterince ilgilenmezler. Bazıları çocuk bakmayı beceremeyeceklerini düşünürler, çocuklarına zarar vermekten korkarlar, bazıları ise çocuk bakmayı kadının görevi olarak algılarlar. Oysa babalık çaba gösterilerek öğrenilir. Baba çocuğuyla konuşur, öpüp, koklar, birlikte zaman geçirirse, çocuğuyla arasındaki ilişki güçlenir. Çocuğunun ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilir. Babanın çocuğun bezini değiştirmesi, banyosunu yaptırması, beslemesi, kucağına alması, ağladığında sakinleştirmesi yani yaşamının bir parçası olması baba bebek arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Annenin iş yükünü hafifleterek dinlenmesine olanak sağlar. Annenin ev işleri dışında kendine zaman ayırması, duygusal olarak anneyi destekler ve enerjisini artırır. Bu hem aile içi ilişkilere, hem de çocuğun gelişimine olumlu katkıda bulunur. Çocuğa yönelik istismar çocuğun beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyen en önemli faktördür. 0-18 yaş grubundaki çocukların, bakmakla yükümlü kimseler veya diğer yetişkinler tarafından zarar verici olan, kaza dışı ve önlenebilir bir davranışa maruz kalmalarıdır. Fiziksel istismar; çocuğun kaza dışında fiziksel olarak zarar görmesidir. En yaygın rastlanılan istismar tipidir. Geleneklerimizde de onaylanan bir istismar türüdür. Ancak fiziksel istismara uğrayan çocuklar fiziksel şiddeti normalleştirirler ve duygularını daha çok fiziksel şiddet olarak gösterirler. Evde dayak yiyen ya da annesinin dayak yediğini gören çocuk bunu öğrenir. Karşılaştığı her sorunu bu yolla çözmek ister, uyguladığı bu şiddet önce arkadaşa yönelikken daha sonra anne baba, öğretmen, eş, çocuklarına yönelik olarak devam edebilir. Duygusal istismar; çocuk üzerinde otorite, sevgi, saygı ve benzeri güçlerin kullanılarak çocuğun istemediği bir şeye zorlanmasıdır. Tanımlanması en zor istismar türüdür, çünkü çok yaygındır. Ebeveynin amacı iyi niyetli olabilir, örneğin çocuğunun daha çok yemek yemesi için kardeşini örnek göstermek gibi. Reddetme, aşağılama, korkutma, tehdit etme, suça yöneltme, duygusal bakımdan gereksinimlerini karşılamama, sık eleştirme, yaşının üzerinde sorumluluk bekleme, kardeşler arasında ayrım yapma, aşırı baskı ve otorite kurma gibi çeşitlilik göstermektedir. Yetişkinin bu tür davranışlarına maruz kalan çocuklarda aileden uzaklaşma, gergin olma, bağımlı kişilik geliştirme, değersizlik duyguları geliştirme, uyumsuz ve saldırgan davranışlarda bulunma gibi durumlar ortaya çıkmaktadır. Duygusal istismar çocukta görünür yaralar açmaz ancak etkisi ömür boyu sürer. Cinsel istismar; çocuğun bir erişkinin cinsel gereksinim ya da isteklerinin doyumu için cinsel nesne olarak kullanılması ya da kullanılmasına göz yumulmasıdır. Cinsel istismar genital bölgeleri elleme, çocuğun çıplak resimlerini çekme ve yayınlama, çocuğu cinsel organını göstermeye zorlama, röntgencilik, pornografide kullanmadan ırza geçmeye kadar çok geniş bir yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Şiddet içermesi gerekmez. Cinsel istismar çocuğa genel olarak çok iyi tanıdığı kişiler tarafından uygulanır. Bu nedenle çocuğun bu tür söylemleri dikkate alınmalı, cinsel istismarın uzun süreler devam etmesi engellenmelidir. Cinsel istismar çocuk üzerinde yıkıcı etkiler yapan ve ciddi psikolojik tedaviler gerektiren bir durumdur. Çocuğun kendisine ve dünyaya bakışını ve kişilik gelişimini yıllar boyunca etkiler. Çocuğun beslenme, sağlık, barınma, giyim, eğitim, korunma ve gözetim gibi temel gereksinimlerinin onun bakımını üstlenenler tarafından karşılanmamasıdır. Çocuğun yaşına uygun yiyeceklerle yeterli miktarda beslenmemesi, uygun ve temiz giydirilmemesi, ev içi ve dışındaki kazalara karşı önlem alınmaması fiziksel ihmaldir. Duygusal ihmal ise çocuğa sevgi ve ilgi gösterilmemesi, yeteneklerinin desteklenmemesi, eğitim gereksinimlerinin karşılanmaması gibi durumlarda kendini gösterir. Çocuğun hastalanınca hekime getirilmemesi ya da geç getirilmesi, aşılarının yaptırılmaması, tedavi önerilerine uyulmaması da tıbbi ihmal olarak adlandırılır ve bazen ölümle sonuçlanır. Belirgin büyüme gelişme geriliği ortaya çıkabilir. İhmal çocukların bedeninde, beyninde ve ruhunda yaralar açar. Beden yaraları iyileşse bile zihinsel ve duygusal yaraların izi yaşam boyu fark edilir. Davranış sorunları, uyumsuzluk, kişilik bozuklukları gelişebilir. Kendileri de anne baba olduklarında çocuklarını ihmal edebilirler. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Devletler tarafından 1989 yılında kabul edilmiştir. Çocuk Hakları Sözleşmesine göre devlet, çocuğu, anne veya babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü kötü muamelesinden koruyacak, çocuk istismarını önleyecek ve bu tür davranışlara maruz kalan çocukların tedavisini amaçlayan sosyal programları hazırlayacak yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri almak zorundadır. Bu sözleşme Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1995 yılında kabul edilmiş olup, yasal olarak devleti bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bebekler ve küçük çocukların beyin gelişiminde ve büyümelerinde sıcak, sevgiyle verilen bakım, ihtiyaçlarının fark edilip, uygun şekilde karşılanması hayati bir öneme sahiptir. Bu kritik yıllarda sıcak ve duyarlı bir bakımı önleyen sebepler, beyin gelişimini olumsuz etkiler. Bu nedenle anne babanın çocuğuna gerekli ilgi ve bakımı gösterecek sağlık ve sosyal güvenlik koşullarına sahip olması gerekir. Ailenin sağlık ve sosyal güvenlik sorunlarının çözümünde devlet üzerine düşen sorumluluğu üstlenmelidir. *ÇPGD Programı eğitim materyalinden yararlanılarak hazırlanmıştır. |
| Sonraki > |
|---|


Dr. Neşe Çağlayan YILMAZ